20 Şubat 2009 Cuma

İNSAN OĞULLARI BEYLİĞİ

Diyarbakır’da (Amid) bir asra yakın hüküm sürmüş olan Türk beyliği.Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra çıkan karışıklıklar sırasında, son Mervânî Emîri Nâsırüddevle Mansûr, Meyyâfârikîn’i alarak Diyarbekir bölgesindeki emirliğini tekrar kurmaya çalıştı. Fakat Suriye Selçukluları Sultanı Tutuş, daha önce davrandığı için, Diyarbekir’i ele geçirerek, Sultan Emir Tuğtegin’i vali tayin etti. Tuğtegin, Sultan Tutuş ile birlikte Berkyaruk’a karşı savaşırken, esir düştü. Bu sırada Tuğtegin’in yokluğundan faydalanan Türk beyleri, Diyarbekir bölgesini paylaştılar. Sadr adlı bir Türk beyi de, Diyarbakır’a hâkim oldu. Musul emîri Kürboğa’nın şehri ele geçirme teşebbüsünü başarıyla önleyen Sadr, kısa süre sonra öldü. Yerine, beyliğin kurucusu olarak kabul edilen Türkmen beylerinden İnal geçti. Emir İnal da az sonra ölünce, yerine oğlu İbrahim geçti.Emîr İbrahim, Suriye Selçukluları Dımaşk kolunun sultanı Dukak’a tâbi oldu. 1098 senesinde, Haçlıların elindeki Antakya’yı geri almak için harekete geçen Musul Emîri Kürboğa idaresindeki Selçuklu ordusunda, İnaloğulları da yer aldı. Türkiye Selçukluları Sultanı Birinci Kılıç Arslan, 1105 senesinde Meyyâfârikîn’e gelince, Emîr İbrahim, tâbiiyetini bildirdi ve Sultan’la beraber, Musul Seferine katıldı. Birinci Kılıç Arslan, bu seferde ölünce, İnaloğulları kısa bir süre bir yere tâbi olmadılar. Ahlat Emîri Sökmen el-Kutbî’nin, 1108 senesinde Meyyâfârıkîn’i ele geçirmesiyle Diyarbekir bölgesi emîrlerinin yanında İbrahim de ona bağlandı. İnaloğlu İbrahim, 1109 senesinde ölünce, yerine oğlu Sa’düddevle Ebû Mansûr İl-Aldı geçti. İl-Aldı, 1115’te Cur Nehrinin doğusundaki, Meyyâfârıkîn’e bağlı kırk köyü ele geçirdi. 1124 senesinde, Diyarbakır’da faaliyetleri artan bozuk itikad sahibi İsmailîleri ortadan kaldırdı. Böylece, İsmailîlerin bozuk itikadı, bu bölgede yayılma imkânı bulamadı.Emîr Zengî, 1127 senesinde Musul’da, Aksungur’un yerine geçtikten sonra, topraklarını genişletmek istiyordu. Mardin Artuklu Emîri Timurtaş ile İl-Aldı birleşerek, Emîr Zengî’ye karşı koymaya çalıştılar. Fakat başarı sağlayamadılar. Emîr Zengî, Sercî’yi zaptetti. Bir müddet sonra Timurtaş, Zengî ile birleşerek, eski müttefiki İl-Aldı’nın hâkim olduğu Amid şehrini kuşattı. Bunun üzerine İl-Aldı, Harput Artuklu Emîri Davud’dan yardım istedi. Emîr Davud, yardım için Amid’e gelince, 1134 senesinde, şehir önlerinde, iki ordu karşılaştı. İl-Aldı ve Davud yenilerek kaleye çekildiler. Zengî ile Timurtaş, muhasaraya devam ettilerse de, kuvvetli surlara sahip olan şehri ele geçiremediler. Emîr İl-Aldı, 1142 senesinde vefat etti.Emîr İl-Aldı’nın ölümünden sonra, veziri Nisanoğlu Müeyyeddin ile çocukları, beyliğin idaresini ele aldılar. Vezir Müeyyeddin, İl-Aldı’nın oğlu Cemâleddin Şemsülmülûk Mahmud’u, emîrlik makamına geçirdi. 1144 senesinde, Atabeg Zengî, yeniden Diyarbekir bölgesine girerek İnaloğullarına ait Ergani, Hâlar, Tulhum ve Çermik gibi kale ve kasabaları zaptetti.İnaloğullarının merkezi Diyarbakır, 1160 yılından itibaren Artuklular'ın tehdidi altına girdi. 1163 senesinde, Artukluların, Şemseddin Sevinç kumandasında gönderdiği ordu, Amid’i (Diyarbakır) kuşattı. İki tarafın da mancınık gibi muhasara aletleri kullandığı bu kuşatma, dört ay sürdü. Şehrin düşeceğini anlayan Emîr Mahmud ve vezîri Ebü’l-Kâsım Ali, Danişmendli Yağıbasan’dan yardım istediler. Yardım isteğini kabul eden Yağıbasan, Artuklu Emîri Kara Arslan’ın damadı olmasına rağmen, onun topraklarına girdi ve bazı şehirlere taarruz etti. Kara Arslan, Amid kuşatmasını kaldırmak zorunda kaldı. Ertesi sene Kara Arslan, Amid’i tekrar kuşattı ise de, başarılı olamadı ve geri çekildi. Amid kadısı Nasiheddin, 1165 senesinde Hısnkeyfa’ya giderek, Kara Arslan ile İnaloğulları arasında bir anlaşma sağlamaya muvaffak oldu. 1179 senesinde Vezir Ebü’l-Kâsım Ali ölünce, yerine Mesud geçti.Hısnkeyfâ Artuklu emirliğinin başına, Fahreddîn Kara Arslan’ın ölümünden sonra Nureddin Muhammed geçerek Selahaddin Eyyûbî’ye tâbi oldu. Nûreddin’in tek isteği, Amid şehrine sahip olmaktı. Sultan Selahaddin de, Amid’i alınca, ona vereceğini vaad etti. Nitekim, 1183 senesinde, Selahaddin Eyyûbî kuvvetleri ile gelerek, şehri kuşattı ve uzun muharebelerden sonra, Nisan ayının yirmi dokuzunda Amid’e girdi. Selahaddin Eyyûbî, şehrin idaresini Nureddin’e verdi. Çok yaşlanmış olan İnaloğlu Mahmud’a hürmet ederek, maaş bağladı. Amid şehri, Artukoğullarına verildi. İnaloğulları beyliği de son buldu.İnaloğulları zamanında Amid (Diyarbakır), iktisadî ve kültürel bakımdan çok ilerledi. Şehirde önemli imar faaliyetlerinde bulunuldu. İl-Aldı zamanında yanan Ulu Cami, tekrar inşa edildi. İnaloğulları zamanında Amid’de dokuma sanayii çok gelişti. Bilhassa, halı, kumaş ve çadır bezleri îmâl ediliyordu. 1122 senesinde, Amid’e bağlı Zülkarneyn ve Ergani kaleleri civarında bakır madeni bulunmuş ve işletilmiştir.

Bir Başka Açıdan Osmanlı Hanedanlığı

Osmanli'nin o hasmetli ve izzetli insanlarinin torunlari bir gecede Avrupa'ya atildigi zaman, kimse onlarin halini hatirini sormadi. Hanedan sülalesinin erkekleri ekseriyetle askerdi, meslekleri disarida geçmedi. Buradaki mallari da tarümar edildi. Ayrilacaklari gece evlerini soydular ve Türkiye'nin disinda hepsi aç birakilip öz vatanlarindan uzakta ölüme terkedildiler. •••Hanedan mensuplarindan çogu, Sultan Vahidettin basta olmak üzere Sam'da Selimiye Camii Serifinin avlusunda medfundur. Halife Abdülmecid Efendi Medine'de Cerinet'tül Bakiye defnolunmustur. Paris Camii'nde cenazesi 10 sene beklemistir. Kendisi öyle vasiyet ettigi için1944'den 1954 e kadar mücadele edilmistir. Bir Ali Osman'a yakisan da böyle vatan topragina gömülmeyi istemektir.Mesela O'nun oglu Sehzâde Ömer Faruk Efendi Misir'da vefat etti. Misir bir Müslüman topragi oldugu halde Türkiye'de isbasina gelen herkese mektup yazmistir. "Her türlü siyasî haktan mahrum olarak vatanda yasamama müsaade edin. Bogaziçi'nde balikçilik yapmaya raziyim" diye Cemal Gürsel'e bile mektup yazdi. Sonunda kabul edilmeyecegini anlayinca, o sirada Hanedan hakkinda bir yazi yazmis bulunan rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti'ye bir mektup yazarak "Bizi vatana kabul etmeyeceklcrinden emin oldum. Bir zarfin içine Allah rizasi için bir avuç vatan topragi koyun da hiç olmazsa kabrime konulsun" diyecek kadar vatan hasreti içinde kivranmis bir insandi.Bunun diger bir misali de Sultan Abdülhamid'in kizlarindan birisi olan Zekiye Sultan'dir. Kocasi da Gazi Osman Pasa'nin ogludur. Nice'de vefat ettiginde vasiyet etti ki, "bir gün müsait olursa beni vatan da defnedin". Bu sebeple cenazesi Nice'deki bir kilisede tahnit edilmis (ilaçlanmis) olarak 30 sene bekledi. Sonunda kilise mensuplari götürüp bir yere defnettiler. •••...Sultan Vahdettin aç'ti. Öldügü zaman Italyan bakkallarina 150 bin liret borcu vardi. Tabutuna haciz karari geldi.Ve "Bu tabut para ödenmeden kaldirilamaz" diye tabuta yazi asildi. Abdülmecid Efendi'nin oglu ve Sultan Vahdettin'in damadi Ömer Faruk Efendi ve bir kaç kisi, mutfak kapisindan tabutu kaçirdilar, Sam'a götürüp defnettiler. Sonradan kizi, Italyan bakkallarin borcunu ödedi. •••Vahidettin Italya'ya ilk gittigi zaman, San Remo'da kiralik bir villada kalmaya basladi. Oradayken Kral Emanuel, Vahdettin'e bir yaver gönderdi. "Ulkenin muhtelif yerlerinde saraylarim vardir. Zatiali nerede oturmak istiyorsa emrine" amadedir. Kendisine aylik su kadar liret tahsis edilmistir" dedi. Sultan Vahdettin bunlarin hiçbirisini kabul etmedi. Yaveri Miralay Fahri Engin o sirada tercümanlik yapiyordu. "Efendim bu kadar ikrami reddediyorsunuz. Herhalde mutfaginizda kuru sogan bile olmadigini bilmiyorsunuz" dedi. Bunun üzerine Vahdettin "Fahri Bey, Maiyeti saniyemde bulunmaya mecbur degilsiniz. Zor geliyorsa ayriliniz. Ben Müslümanlarin halifesi sifatiyla bir gayri müslim hükümdarin ihsanini kabul edemem" dedi. •••Mahmut Sevket Efendi'yi ziyarete gitmistik. Bir Fransiz kasabasinda oturuyordu. O siralar kizi Avinyon'da ameliyat olmus. Birlikte onu ziyarete gittik. Odasina girdigimiz zaman kizi konusamiyordu. Mahmud Sevket Efendi "Nermin" diye sesleniyor, kizinda cevap yok. Nermin isaretle kagit kalem istedi, bulduk. Yazdi ki "ameliyat ederken yanlislikla dilimi kestiler konusamiyorum." O adamin karyolanin üzerine bir abanisi yardi. Dünyada bir kizim var, bundan sonra o da böyle dilsiz mi kalacak?" diye. Ben hayatimda, aniden bir insan yüzünden böyle ter aktigini görmedim. Sonra bana döndü dedi ki: "Osmanogullarinin dramini yazip bizi aleme mi acindiracaksin? Hiristiyanlara da "Müslümanlari asirlarca zaferden zafere kosturmus bir aileden iste böyle intikaminizi aldiniz, sizin arzu ettiginizden daha büyük facialara sürüklendiler? diye mi göstereceksin?" Bu söz, onlarin gurbet hayatini anlatirken daima kulaklarimda çinladi.Düsünün ki bir sehzade ölmüstür. Belediye kendi imkanlari ile bir mezarlik yeri vermedigi için, cenazesi Mans Denizine atilmistir. Bu, Sultan Abdülhamid'in ogludur.Yine Nice'de parkta bir sehzade ölü olarak bulunuyor. Bankada son nefesini vermeden bir mektup yazmis ve gögsüne ilistirmis. Mektupta söyle diyor. "Benim ölümümden kimseyi mesul tutmayin, ben açliktan ölüyorum. Yelegimin iç cebinde beni Islamî usullere göre Müslüman mezarligina defnedecek para vardir." Fransiz polisinin degerlendirmesi de "daha birkaç ay yasayacak kadar parasi oldugu halde cenazesini düsünüyor, bu enayiymis" oluyor. •••Abdulhakim Arvasi (rahimehullah) 1940'larda buyurmus ki: "Biz Sultan Aziz'in ahini çekiyoruz. Sultan Hamid'in ahina daha sira gelmedi. Biz bu hanedana yapilan zulme kayidsizligimizin cezasini çekiyoruz. Hanedan bedduasi müthistir. Bizim ecdadimiz, hanedan bedduasindan korkardi. Çünkü onlarin liderlikleri Allah'in tensibi takdiri ve kendi bileklerinin hakkiydi. Birçok Avrupa ülkesinde oldugu gibi, kimse onlari Türk Milletinin basina memur olarak koymamistir.Bu aksamdan itibarenOsmanli Hanedani' ndan hiç kimse kalmayacakOsmanli hanedaninin bütün erkekleri bu gün aksama kadar hudutlarimizi terke mecburdurlar. Malum oldugu gibi bunlarin bir kismi dün muhtelif yerlere gitmisler, bir kismi da bugün gitmek üzere kalmislardir. Hanedan azasi önce gidecekleri yerleri tespit ettikten sonra polis müdürlügü gidecekleri memleketlere kadar aile biletlerini almis ve harcirahlarini vermistir. Polis Müdür Muavini Kamil Bey ayrica hanedan azasinin her birine birer senet mukabilinde bin lira (125 sterlin) vermistir. Vali Haydar ve Emniyeti Umumiye Müdürü Muhittin beylerin verdikleri izahata göre bu alelhesap verilmis bir miktar olup bir müddet sonra gidenlere ihtiyaçlarini temin etmek üzere para gönderilecektir.

İzmirin İşgaline Tepkiler

Bilindiği gibi Lloyd george, Clémanceau ve Wilson'dan oluşan Yüksek Konsey, L. George'un davetiyle Anadolu'da asayişsizliğini hüküm sürdüğünü ve Hristiyan halkın tehlikede olduğunu bahane ederek 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusunun İzmir'e çıkmasına izin vermiş. Yunan kuvvetleri vali ve kolordu komutanının pasif tutumlarının da yardımıyla kenti işgal etmişlerdi. Yerli Rumlar Yunanlıları bayraklarla karşılamışlardı. İzmir Metropoliti Chrisostomos ilk gelen kuvveti takdis etmiş, papazlardan biri de "Türkleri öldürün" diye bağırmaya başlamıştı. Askerlik şubesi başkanı Süleyman Fethi Bey süngülenerek öldürülmüş, Türk subayları binlerce yerli Rumun taşlı sopalı saldırısına uğramıştı. Bazılarının kafatasları kırılarak öldürülmüş, bazı yaralılar ölmeden denize atılmıştı. Kahvehanelerde bira içen kadınlı erkekli Rum grupları önlerinden geçen Türkler üzerinde atış talimleri yapmışlardı. Elleri bağlı Türk esirleri Yunan başbakanı Venizeolos'un olayları soruşturmakla görevlendirdiği Albay Mazarakis'in bile kudurmuş olarak nitelendirdiği Rumlar tarafından parçalanarak öldürülmüşlerdi.Uygar dünyanın gözü önünde işlenen bu cinayetler kuşkusuz Türk milletinin üzüntü ve nefretini bir kat daha artırmıştı. 16 Mayıs'ta hükümet istifa etmiş, yeni hükümeti kurma görevi tekrar Damat Ferit Paşa'ya verilmişti. Mustafa Kemal Paşa Samsun'dan Sadaret'e çektiği bir telgrafla İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinin ordu ve milletçe kabul edilemeyeceğini bildirmişti. İstanbul'da işgali kınayan mitingler yapılmış, Yıldız sarayında cemiyet ve parti temsilcileriin katıldığı Saltanat Şurası adıyla istişarî yetkileri olan bir meclis toplanmıştı. Yurdun dört bir yanında coşkulu mitingler düzenlenmiş, İstanbul'daki resmî makamlara protesto telgrafları yağdırılmıştı.İzmir'in işgaline tepkiler, özellikle böyle bir işgal tehlikesi altında bulunan Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında daha bir etkili bulunan ilhak anlamına gelmediğiini anlatmak için özel bir kurul gönderilmişti. Giresunlular 17 Mayıs'ta Belediye Reisi Osman Ağa'nın (Topal Osman) başkanlığında büyük bir protesto mitingi düzenlemişlerdi. Bölge basını da işgali büyük bir tepki ile karşılamıştı. Giresun'da siyah çerçeveler içinde "İzmir Faciasını unutmayınız" hitabı ile yayınlanmakta olan Işık Gazetesi, işgalin etkisini şöyle ifade etmişti: "Göklerden yıldırımlar yağsa, dağlardan kanlı volkanlar fışkırsa, denizler taşsa da araziyi tufanlara boğsa idi Türklüğe, alem-i İslamiyete belki o kadar tesir göstermezdi".İşgalin gerek Trakya'da gerekse Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki tepkileri de bundan farklı olmamıştı. Trakya'nın bir çok yerinde düzenlenen mitinglerin en önemlisi Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi'nin Edirne'de düzenlediği Sultan Selim mitingiydi. Siirt'te heycana gelen halk her gün insan dalgaları halinde ilçe, bucak ve köylerden sancak merkezine akarak mitingler yapmıştı. 23 Haziran'da yapılan mitinge 58.000 kişi katılmıştı. 17 Mayısta Hasankale'den padişaha, Silvan'dan 30.000 nüfus adına Sadaret'e işgali kınayan telgraflar çekilmişti. İzmir'in işgalinin içteki bu büyük tepkileri yanında dış tepkileri de olmuştu.Bazı İngiliz yetkilileri işgali, doğuracağı tepkiler açısından delice bir hareket olarak nitelendirmişlerdi. İngiliz Genelkurmay Başkanı General H. Wilson, daha işgal öncesinde bunu büyük bir yanlışlık olarak değerlendirmişti. Fransa'da bir tepki görülmemiş, Sadece Pierre Loti ve Claude Farrere gibi Türkleri tanıyan yazarlar işgali eleştirmişlerdi. İzmir'in işgali, İtalya'da öfkeyle karşılanmıştı. Kuşkusuz bu öfke, işgalin haksızlığından değil, İzmir'in daha önceki paylaşma projelerinde İtalya'nın payı olarak belirlenmesindendi. Amerikan halkı da Wilson ilkelerinin bir yana atılmasını hoş karşılamamıştı.Sonuç olarak İzmir'in işgali yakın tarihimizin acı dolu sayfalarından birini oluşturmakla birlikte Millî Mücadele açısından millî potansiyeli harekete geçirmiş, milletin heyecanını doruk noktasına çıkarmıştı. Herhalde halka ne denli anlatılırsa anlatılsın, düşmanın çirkin içyüzünü ortaya koyabilecek bunun kadar etkili bir yol bulunamazdı. işgalin Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı ve millî kurtuluş mücadelesine soyunduğu günlere rastlamış olması da millî mücadelemizin talihliliği olarak değerlendirilebilir. Bir taraftan Anadolu'nun Bat kıyılarına çöken bir karanlık, diğer taraftan kuzey kıyılarından doğan bir güneş. Her halde bu tarihin garip cilvelerinden biri olsa gerektir. İzmir'in işgali, işgalci devletler açısından sonuçlarını hesaplayamadıkları bir gaf, Yunanistan açısından ise sonu hüsranla biten Anadolu macerasının başlangıcı olmuştu.İmparatorluğun o günlerdeki iç karartıcı durumunu belirtmek hiç de zor değildir. 1911 yılından beri üç savaş görmüştü bu ülke, üstelik hepsinden de yenik çıkmıştı. Amerikan Başkanı Wilson, ünlü 14 maddesinde her ulus için bağımsız bir devlet kurma ilkesini ortaya atmış olmasına rağmen Osmanlı ordusu dağılmıştı. Yeniden birliği sağlayacak subay bulmak son derece zordu. Üstelik yönetimi ellerinde bulunduranlar, mücadeleden yana değil, İtilaf Devletlerinin şu ya da bu kanadının altına girip varlıklarını sürdürebilmek peşindeydiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun bu çöküntüsü karşısında, her bölgede kurtuluş için çare arayanlar çıkıyordu. Kendi aralarında birleşenler örgütler kuruyorlar, toplantıları ile, yayın yolu ile seslerini duyurmaya çalışıyorlardı.Trakya'nın Yunanlılara verilmesini engellemek için Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Umumiyesi adı altında bir dernek kurulmuştu. Doğu Anadolu'nun ermenilere verilmesini önlemek için de Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çalışmalarına başlamıştı. Bu dernek belirli bir programla hareket ediyordu. Hiç bir şekilde bölgeden göç edilmemesi kararını almıştı. Böylece topraklarından çıkmayacklar ve hiç kimsenin buranın sahibi olmasına da izin vermeyeceklerdi. Seslerini duyurmak, propaganda verebilmek için örgütlenmeliydiler. Saldırıya uğrarlarsa doğu illerini bütünü ile savunmaya kararlıydılar. İzmir'in Yunanlılara verilmemesi için İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti kurulmuştu. Bu daha sonra Redd-i İlhak Cemiyeti'ne dönüştü. İstanbul'da da bazı dernekler çalışmalar yapıyorlar, çeşitli yayın araçlarıyla seslerini duyurmaya çaba sarfediyorlardı.Bu derneklerin kurulmasını, çalışmalarını ve bütün zor şartlar altında varlıklarını sürdürmelerini küçümsemek düşünülemez. Ancak bir bakıma her biri soruna kendi açısından yaklaşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde birliği sağlayacak bir kuruluş yoktu. Hükümet ve daha yüksek katlarda bu açıdan bir inanç da bulunmadığı için bu derneklerin tutumunu olağan saymak da mümkündür. Trakya da, Doğuanadolu da sadece kendini kurtarma mücadelesine girmişti. Başarılı olurlarsa, mesela Trakya'da, bir Trakya Cumhuriyeti kurulabilecekti. Bunun dışında özellikle İngiliz Muhibleri Cemiyeti'nin büyük çabaları ile bazı kimselerde İngiliz himayesi altına girme fikri uyanmıştı. Himaye altına girme, artık eskisi gibi sömürge olma anlamını taşımıyordu.Bunlara göre Milletler Cemiyeti gibi, uluslararası bir örgüt bu himayenin denetlemesini yapıyor ve ilerde himaye kaldırılıyordu. Üstelik İngilizler bu konuda çok deney sahibi olmuşlardı. Böyle bir tutum takınılırsa hem başka devletlerin baskısı ortadan kalkar ve hem de sınırlarımızı garanti altına alabilirdik. İstanbul'daki bir takım çevreler ise pek çoğu da iyi niyetli olmak üzere İngiliz himayesi yerine Amerikan mandasını (güdümünü) ülke için daha olumlu bulmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri özgürlüklerden yanaydı. Başkan Wilson, 14 maddesi ile bunu vurgulamıştı. Üstelik İngilizler bir yere girince onları oradan söküp atmak kolay bir iş olmayacaktı. Sorun Amerikan senatosonu bu konuda uyarabilmekti...Görüldüğü gibi düşünülen kurtuluş yolları birbirinden farklıydı. Kimine göre bölgeler kurtarılmalı, kimine göre İngiliz himayesini benimsemeli, kimine göre de Amerika'nın güdümü altına girilmeliydi.Mustafa Kemal Paşa bu yolların hiç birini yerinde bulmamıştır. Ona göre gerçek olan şuydu ki, Osmanlı İmparatorluğu çökmüş ve ömrü tükenmişti. Ama Türklerin barındığı Anadolu'yu parçalamaktan kurtarma çabasına girişebilirdi. Ulusal egemenliğe dayalı bağımsız bir Türk devleti kurmaktan başka çare yoktu. Girişilecek mücadelede başarılı olunmazsa ne olacaktı? Yabancı devletlerin yönetimi altına girecektik.Öyleyse daha başta bunu benimseyip onurlu bir mücadeleye girişerek bağımsızlığımızı elde etmekten kaçınacaktık. Bunun için ta baştan beri kafasına ve gönlüne yerleştirdiği ya bağımsızlık ya da ölüm ilkesine uyarak bu ulusun başına geçmeyi ve kurtuluş hareketini gerçekleştirme çabasını sürdürmeliydi.1919 yılının Şubat ayında Tevfik Paşa Hükümeti değiştirilmiş, Damat Ferit Paşa sadrazam olmuştu. Yeni sadrazamın kafasında İngilizlerle iyi geçinmek ve onların gözüne girerek bazı ödünler koparmaktan başka düşünce yoktu. Bu yüzden pek çok kimseyi tutuklatmış ve Malta'ya sürgüne göndermişti. İstanbul'da bulunan bütün yurtseverler endişe ile başlarına gelecekleri beklemekteydiler.Mustafa Kemal, Şişli'de kiraladığı evde yakın arkadaşları ile görüşmeler yaparak ilerisi için planlar hazırlıyordu. Anadolu'ya geçmeli ve Anadolu halkını örgütlemeliydi. Bu sırada Adana'dan gelen okul arkadaşı Ali Fuat Paşa'dan Anadolu'nun durumu hakkında bilgi aldı. Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal'e Damat Ferit Paşa hükümetinin üyelerinden Mehmet Ali Bey'i tanıştırmıştı. Bu tanışmanın ileride çok yararları olacaktır. Ayrıca Trakya'da bulunan Kâzım Karabekir Paşa da 15'inci Kolordu Kumandanlığını devralmak için doğuya giderken İstanbul'da Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştü. Böylece Anadolu'da girişilecek harekette bu iki eski dostla belirli dayanaklar sağlanmış oluyordu. Mesele artık Anadolu'ya geçebilmekti.Samsun'da bulunan İngiliz komutanı Georges Milne, o günlerde İstanbul'daki Yüksek Komisyon'a gönderdiği raporda Samsun ve civarında karışıklıklar bulunduğunu bildirmişti. Yüksek komiserlik de bu raporu hemen Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya göndererek bu bölgede Rumlara saldırılan yapıldığını ve bölgede sükûnetin sağlanamadığını bildirmiş ve gerekli önlemler alınmızsa işgal kuvvetlerinin işe el koyacağını duyurmuştu.Damat Ferit Paşa, İngilizleri kızdıran bu duruma bir çare bulma telaşına kapıldı. Dâhiliye Nâzırı Vekili Mehmet Ali Bey'i çağırarak bu durumda ne yapmak gerektiğini sordu. Mehmet Ali Bey daha önce Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştü ve onun Anadolu'ya geçmek istediğini biliyordu. Samsun'daki duruma İstanbul'dan bir çare düşünülmesinin mümkün olmadığını, oraya yetkili bir kimsenin gönderilmesinin uygun olacağını sadrazama söyledi. Bu işin yapılabilmesi için de en uygun kimsenin Mustafa Kemal Paşa olduğunu da sözlerine ekledi.Damat Ferit Paşa Mustafa Kemal'i yakından tanıyabilmek için bir akşam yemeğine çağırdı. Görüşmeden sonra bu görevin Mustafa Kemal'e verilmesini uygun buldu. Ertesi günü Harbiye Nazırı Şakir Paşa ile görüşen Mustafa Kemal, atanmasının resmî şekilde yapılmasını ve sadece bu bölgedeki Türklerle Rumlar arasındaki karışıklıklar hakkında bir rapor yazmakla görevinin sınırlandırılmasını ve daha geniş yetkiler verilmesini istedi. Bu işle kendisi meşgul oldu. Genelkurmay Başkanlığına giderek atama emrini hazırlattı. Bu emirdeki yetkilerin geniş tutulması konusunda Genelkurmay İkinci Başkanı, arkadaşı Diyarbakırlı Kâzım Paşa'nı büyük yardımını gördü. Mustafa Kemal görünüşte üçüncü ordu müfettişi oluyordu, ama yetkileri öyle geniş tutulmuştu ki, ona Anadolu Genel Müfettişi demek pekâlâ mümkündü. Ancak bu emri kabine üyelerinin de imzalaması gerekiyordu.Bu işi de Mehmet Ali Bey üstlendi. Damat Ferik Paşa Circle d'Orient Kulübünde briç oynarken atama emrini getirdi ve Sadrazam hiç okumadan imzayı bastı. Sadrazamın imzaladığı atama emrini diğer nazırlar da imzalamışlardı. 30 Nisan 1919 tarihinde bu emir padişahca da onaylandı.Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip kurtuluş hareketini örgütleme planlara yaparken Paris'te Türkiye hakkında olumsuz gelişmeler sürüp gidiyordu. Lloyd George, Yunanlılara ödünler veriyor ve onların İzmir'e çıkmaları için yeşil ışık yakıyordu. İtalyanlar kendi ihtirasları uğruna da olsa Yunanlılarırn İzmir'e karşı çıkmalarına direniyorlardı. Ne var ki, Fiume olayı yüzünden İtalyanlar Yüksek Konsey'den çekilince meydan boş kalmıştı. Wilson karşı koymadı. Clemenceau hiç ilgilenmedi. Böylece Mayıs ayında Yunanlıların İzmir'e çıkmasına büyük devletler izin vermiş oluyorlardı.14 Mayıs 1919 akşamı Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın evine akşam yemeğine davet edilmişti. Gayet soğuk bir hava içinde geçen yemekten sonra küçük bir salonda getirilen bir harita üzerinde Sadrazam, Mustafa Kemal Paşa'ya sordu: "Samsun ve havalisinde ne yapacaksınız?". Mustafa Kemal, İngiliz raporlarına göre bu bölgede karışıklıklar olduğunu, bunun büyütüldüğü kanısında bulunduğunu ve yerinde yapacağı bir araştırma ile sorunu çözüme kavuşturacağını bildirdi. Kendisi ile birlikte yemekte bulunan Cevat Paşa da Mustafa Kemal'i destekleyerek bu gibi işlerin yerinde çözümlenebileceğini söyledi. Sadrazamın asıl endişesi Mustafa Kemal'in Anadolu'da ne kadar yere sözünü geçireceği idi ve bunun geniş tutulmasını istemiyordu. Bu konuda da Cevat Paşa araya girerek zaten Anadolu'da pek kuvvetin kalmadığını söyleyerek Sadrazamı rahatlattı. O gece Nişantaşı'ndaki konaktan ayrılırken Damat Ferit Paşa gitmeden önce padişahı da ziyaret etmesini Mustafa Kemal'e bildirdi.Ertesi günü 15 Mayıs 1919'da Yunan birlikleri yirmi bin kişilik bir kuvvet halinde İzmir'e çıkmışlardı. Haberin Babıali'ye gelişi sırasında Mustafa Kemal de Harbiye ve Dahiliye nazırlarına veda etmek için orada bulunuyordu. Etrafta bir telaş, bir koşuşturma sürüp gidiyordu. Mustafa Kemal bu durumda ne yapacaklarını merakla bekliyordu. Osmanlı yetkilileri sadece protesto edeceklerini söylüyorlardı. Yani protesto ederek Yunanlıları İzmir'den çıkaracaklar, şa da İngilizler, Yunanlıları geri çekeceklerdi! Mustafa kemal Paşa kendisini Samsun'a götürecek geminin hazır olup olmadığını sorunca Bandırma vapurunun rıhtımda beklediği bildirildi ve kaptana hareket etmesi için bir emir yazıldı. Yola çıkmadan önce Mustafa Kemal'in yapacağı son ziyaret Yıldız Sarayı'na gidip padişaha veda etmekti. Son Osmanlı padişahı ile Türkiye Cumphuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanının bu son görüşmeleri olacaktı.Mustafa Kemal ile Vahdettin, Yıldız sarayının küçük bir salonunda adeta diz dize denecek kadar yakın oturmuşlardı. Padişahın sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap vardı. Pencereden toplarını Yıldız Sarayı'na çevirmiş gibi dura düşman gemileri görünüyordu. Vahdettin: "Paşa, paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi şimdi bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsiniz" diyordu. Mustafa Kemal Paş, önce padişahın bu konuşmasından ne demek istediğini kesin olarak anlayamamıştır.Yoksa Vahdettin de onun Anadolu'ya gidip ulusu kurtarma çabasına destek mi veriyordu? Fakat heyecana kapılmamış, bu konuda bir şey söylemeyerek sadece teşekkür etmekle yetinmiştir. Onun bu tutumu karşısında padişah düşüncelerini biraz daha açıklamak zorunda kaldı. Osmanlıların hiç bir kuvveti bulunmadığını, tek dayanağı İstanbul'daki İtilaf Devletlerinin siyasetlerine uymak, onların istediği gibi davranmak olduğunu söylüyordu. Mustafa kemal de merak buyurulmamasını, elinden geleni yapacağını söyleyerek padişahın yanından ayrıldı. Dışarı çıkınca padişahın yaveri Naci Paşa, Mustafa Kemal'e üzerinde Vahdettin'in ilk harfleri işlenmiş bir saati sultanın hediyesi olarak takdim etti.

Türklerin Orta Asya'dan Çıkışı ve Göçler

Türklerin tarih içerisinde çok geniş bir coğrafyaya yayıldıkları ve göç ettikleri bölgede güçlü devletler kurduklarını biliyoruz. Bu Türk göçleri, atalarımızın ilkel göçebe bir toplum yapısına sahip oldukları gibi, yanlış ve haksız bir iddianın da mesnedi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Halbuki bu göçlerin sebep ve sonuçları göz önüne alındığında, Türklerin ilkel göçebe bir anlayışla değil, aksine, kendine has yüksek bir kültür ve medeniyetin sahibi ve yayıcısı olarak göç ettikleri görülür. Dünya üzerinde atı ilk kez ehlileştiren ve onu binek hayvanı olarak kullanan Türkler, atın sağladığı hız ile yüksek devlet ve toplum telâkkilerini geniş coğrafyalar üzerinde hâkim kılmıştır. Konar göçer, atlı yaşantının temelinde büyük oranda hayvancılık ve kendine yeterli bir ziraat kültürü yer alır. Dolayısıyla, Türk göçleri bu yaşantıya uygun olan sahalara doğru olmuştur. Hem Türk tarihi hem de Dünya tarihi üzerinde çok büyük tesirleri olan bu göçlerin birçok sebepleri vardır. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz: 1-GÖÇLERİN SEBEPLERİ İktisadî ve Sosyal Sebepler: Daha çok hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Türkler, kuraklık, salgın gibi tabiî olayların etkisiyle göç etmek zorunda kalmışlardır. Otlakların yetersiz kalması veya nüfusun artması, Türkleri, iklimi ve coğrafyası müsait yeni bölgelere sevk etmiştir. M.S.IV. yüzyıldaki Hun göçlerinde, Orta Asya'da hüküm süren "kuraklık"ın etkili olduğunu biliyoruz. Toprağın artan nüfusu besleyemez hâle gelmesi veya hayvanlar için yeterli otlakların kalmaması, iktisadî düzeni sarstığı zaman, Türkler, kendi yaşantılarına uygun, tabiatın zengin ve nispeten nüfusun az olduğu bölgelere yönelmişlerdir. Selçuk Bey ve Arslan Yabgu'ya bağlı Türkmenlerin Horasan ve Harezm'e göçmeleri veya XI.-XII. yüzyıllarda, Anadolu'nun Selçuklular tarafından fethinde bu durumu görebiliriz. Siyasî Sebepler: Yabancı kavimlerin baskısı veya kendi aralarındaki hâkimiyet mücadelesi göçlerin diğer bir sebebidir. Meselâ XI. yüzyıldaki Kitanlar'ın hücumu Türklerin batıya göçlerini beraberinde getirmiştir. Orhun-Yenisey'deki Uygur Devleti'nin 840 yılında yine bir Türk kavmi olan Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılması, Kutlu yurt Ötügen'in elden çıkmasıyla neticelenmiş ve Uygurlar, Turfan, Kansu, Tarım Havzası gibi daha güneydeki bölgelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Belki de Uygurların meşhur "Göç" destanı bu olayın hatırasını taşımaktadır. Destanda vatanı sembol eden "Kutlu Dağ"ın Çinlilere verilmesi ve Çinliler tarafından dağın parçalanarak Çin'e ***ürülmesi, ülkede felâket ve kuraklığa sebep olur ve bütün canlı cansız mahlûkat "göç, göç" diye inler. Bu ilâhî emre uyan Uygurlar, Beşbalıg'ın olduğu yere gelerek beş ayrı şehir kurarlar. İlkel göçebelerde görülmeyen bu mukaddes vatan anlayışı, istiklâl ile perçinlenmektedir. Türkler, istiklâlini kaybetmektense göç etmeyi yeğlemişler ve kendilerine yeni vatan aramışlardır. Türklerdeki bu güçlü vatan oluşturma ve devlet kurma geleneği, atalarımızı yeni fetihlere sürükleyen diğer önemli bir sebeptir. Zaman içerisinde, dünyayı huzur ve sükûna kavuşturmayı, insanları adalet ve eşitlik içinde yönetmeyi töresinin bir hususiyeti olarak hedefleyen bu fütuhat anlayışı, Türklerde, "Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi"nin doğmasını sağlamıştır. Dolayısıyla Türk göçleri ilkel göçebe anlayışından farklıdır. Göçebeler vatan kavramını tanımayan, nerede duracağı belli olmayan ilkel topluluklardır. Türkler ise vatan kabul ettikleri ülkede, belirli yaylak ve kışlaklar arasında yaşayan "töreli" bir millettir. Bu sebeple eski Türkler konar göçer bir hayat yaşamaktaydılar. 2-TÜRKLERİN YAYILDIKLARI BÖLGELER Milâttan Önce Türklerin Yayıldıkları Sahalar: Altay-Sayan dağlarının kuzey-batı kesimlerinde yaşayan Andronovo kültürü insanı, M.Ö.1700'lü yıllarda Altay, Tanrı dağları ve Maverâünnehir' e kadar olan bölgelere uzanmaktaydı. M.Ö. 1100 yıllarında aynı kültür Çin'in kuzeyindeki Ordos ve Kansu bölgesinde görülmekteydi. M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren Hazar ve güney Rusya da Türklerin yaşadıkları bölgeler arasına girmiştir. Bu duruma en iyi örnek mühim bir kısmını Türk kabilelerinin oluşturduğu, konar göçer, atlı kültüre sahip bir kavimler topluluğu olan İskitler (Sakalar)dir. İskitler, M.Ö . VIII. yüzyılda, Orta Asya'nın Tanrı dağları ile Hazar denizi arasında kalan geniş bozkırlarında yaşarlarken, daha sonra göç ederek, Karadeniz'in kuzeyinde, İtil ve Tuna nehirleri arasındaki düzlüklere yayılmışlardır. M.Ö. VI.-IV. yüzyıllarda Dnyeper ve Dnyester sahasındaki bazı Slâv zümrelerini hâkimiyetleri altına alan İskitler, Karadeniz'in kuzeyinde varlıklarını M.Ö.II. yüzyıla kadar devam ettirmişlerdir. Aynı sahada bulunan ve M.S. II. yüzyıla kadar Don ve Tuna boylarına kadar uzandıkları bilinen Sarmatlar ile onların içinden çıkan Roksalan ve Yazığların da en azından yönetici sınıflarının Türk olduğu da iddia edilir. Bu kavimler Slâv ve Cermen zümreleri üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Bozkır medeniyeti diye adlandırılan atlı-nomad yaşayışın öncüleri İskitler olmuşlardır. Hun sanatıyla büyük benzerlik gösteren, geometrik şekiller ve hayvan figürlerinin dikkat çektiği İskit sanatı, M.IV. ve III. yüzyıllarda doruk noktasına ulaşmıştır. Milâttan sonra Türklerin yayıldıkları sahalar: Türk göçleri bu dönemde batı yönünde gelişmeye başlamıştır. Hunlar Orta Asya'dan, Hindistan'ın kuzeyine ve güney Rusya'ya kadar genişlediler. Bir kısmı Orta Avrupa'ya kadar ilerledi. Sabar, Avar, Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman boyları Hazar ve Karadeniz'in kuzeyi ile Orta Avrupa ve Balkanlara kadar uzandılar. Kalabalık Oğuz boyları X .-XI. yüzyıllarda Maverâünnehir üzerinden İran, Irak, Azerbaycan ve nihayet Anadolu'ya hâkim oldular. Türk Göçleri, tarih boyunca doğudan batıya doğru gerçekleşmiştir. Bu istikamet içerisinde bazı Türk kavimleri Hazar'ın kuzeyinden Avrupa'nın içlerine kadar yönelirken-Bulgar-Kuman-Kıpçak ve Çağatay dil grubu-, bir kısmı da İran üzerinden Anadolu ve Orta Doğu'ya göç etmişlerdir- daha çok batı Türkleri'nden Oğuz boyları-. Bu iki göç yolu üzerinde değişik dil, din ve medeniyetten topluluklarla temasa geçen Türk kavimleri yüzyıllar boyu bu coğrafyalarda varlığını sürdürmüştür. Türk bünyesine uymayan inanç sistemlerinin, hayat tarzlarının benimsendiği ya da zaman içerisinde nüfus bakımından beslenemediği yerlerde bulunan bazı Türk kavim ve boyları tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Çin'deki Tabgaç'lar, Orta Avrupa'daki Hunlar ve Balkanlardaki Bulgarlar buna örnektir. Ancak bu olumsuzluklardan etkilenmeyen Türk toplulukları büyük bir coğrafyada varlıklarını devam ettirmektedirler. TÜRK BOYLARININ YAŞADIKLARI YERLERAynı zamanda son durum için 27.konuda Türk Toplulukları maddesini inceleyebilirsiniz Günümüzde varlıklarını devam ettiren Türk boyları, ana kütlesini Anadolu, Azerbaycan ve İran ile Büyük Türkistan'ın oluşturduğu çok geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bu ana kütleden zaman zaman taşan Türkler, daha nispî de olsa, bugün başka devletlerin elinde bulunan topraklarda da yaşamaktadır. Dolayısıyla 170 milyonu aşan bu büyük Türk Dünyası içerisinde bağımsız yaşayanlar olduğu gibi, daha az da olsa, başka devletlerin hâkimiyetinde bulunanlar da mevcuttur. Osmanlı devletini oluşturan Türkiye Türklerinin devamı ve bakiyesi durumundaki bir kısım Türk nüfusu, bugün, eski Yugoslavya'da; Makedonya ve Üsküp'te, Bulgaristan'da; Mestanlı, Deliorman, Plevne, Varna, Filibe, Kızanlık'ta, Yunanistan'da; Batı Trakya ve Ege Adaları'nda, Polonya ve Romanya'da; Dobruca ve Baserabya'da, Irak'ta; Musul-Kerkük'te, Suriye'de; Münbiç, Azez ve Lazkiye'de yaşamaktadır. Bu bölgelerdeki toplam Türk nüfusu yaklaşık 7 milyondur. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, komünizmin boyunduruğundan kurtulan Türk boyları büyük oranda bağımsızlıklarını ilân etmişlerdir. Bu tarihî olay neticesinde Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan Türk Cumhuriyetleri ortaya çıkmış ve böylece 40 milyona yaklaşan toplam nüfusuyla, Türkistan'ın bir bölümü (Batı) yeniden istiklâline kavuşmuştur. Ancak bazı Türk toplulukları Sovyetler Birliği'nin yerine oluşturulan Rusya Federasyonu'nun sınırları içerisinde, İdil (Volga)- Ural bölgesinde, muhtar cumhuriyetler olarak kalmıştır; Tataristan, Başkurdistan ve Çuvaşistan. Sibirya'da ise Yakut, Tuva ve Altay özerk bölgeleri oluşturulmuştur. Buradaki Yakut (Saha),Tatar,Hakas, Tuva, Dolgan gibi Türk boylarının nüfusu bir milyonu geçmektedir. Kafkasların haritası da Sovyetler Birliği'nin dağılması neticesinde değişmiş ve Azerbaycan Cumhuriyeti ortaya çıkmıştır. 7 milyonu aşan nüfusları ile Azerî Türkleri, Orta Asya ile Anadolu Türklüğü arasında önemli bir köprü vazifesini görmektedir. Rusya Federasyonuna dahil olan Kuzey Kafkaslar, pek çok etnik grubun yaşadığı bir bölgedir. Ancak Ermeni ve Gürcülerin dışında kalan toplulukların çoğu ortak yaşayış, kültür ve inançlara sahiptir. Bu bölgenin toplulukları için İslâmiyet belirleyici bir unsurdur. Dağıstan, Çeçenistan, Osetya, Karaçay gibi muhtar cumhuriyetler ile Oblastlarda yaklaşık 6 milyon Kafkas akraba topluluğu yaşamaktadır. Bunların bir milyondan fazlasını ise Kumuk, Karaçay, Balkar, Nogay ve Kundurlar gibi Türk boyları oluşturmaktadır. Kuzey Kafkaslardan, Moldova'ya kadar uzanan bölgelerde ise II. Dünya Savaşı sonrasında yurtlarından sürülen Kırım ve Ahıska Türkleri ile Hristiyan Gagavuz ve Musevî Karaim ve Kırımçakla bulunmaktadır. Bu toplulukların toplam nüfusunun bir milyona ulaştığı tahmin edilmektedir. Doğu Türkistan'da yaşayan Türkler, Batı Türkistan'daki soydaşları kadar şanslı değillerdir. Sovyetler ile birlikte Türkistan'ı bölen Çinliler, Doğu Türkistan'ı, Sincang (sonradan kazanılmış topraklar) adıyla işgal ederek, büyük çoğunluğunu Uygurların oluşturduğu Türkleri tam bir baskı ve zulme tâbi tutmuşlar ve tutmaya devam etmektedirler. Doğu Türkistan'da, Sincang-Uygur muhtar bölgesinde, Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar asıllı yaklaşık 20 milyon Türk yaşamaktadır. Çin'in Kansu bölgesinde de yüz bin dolayında Salar Türkü bulunmaktadır. Afganistan'ın kuzeyi ve Tacikistan'da önemli oranda Türk nüfusu yaşamaktadır. Herat, Tükurgan ve Mezarışerif ile Maymana, Maruçak, Andhoy ve Vahan civarında iki milyonu aşkın Özbek, Teke, Yamut, Sarık ve Salur boylarına mensup beş yüz bini aşan Türkmen ve Yüz elli bini bulan Kırgız, Kazak ve Karakalpak bölgenin asli unsurlarını oluşturur. Günümüzde Kuzey Afganistan Türkleri, Afganistan yönetimini ele geçirmiş olan Talebanlara karşı mücadele vermektedir. Yoğun Türk nüfusunun bulunduğu diğer bir bölge de İran'dır. İran nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan yaklaşık 20-25 milyon Türk asıllı kavim ve topluluk bu büyük coğrafyada yaşamaktadır. İran'daki en büyük Türk grubunu yaklaşık 20 milyona varan nüfuslarıyla, Güney Azerbaycan'da yaşayan Azerî Türkleri oluşturur. XIX. yüzyıl başlarında Gülistan ve Türkmençay anlaşmalarıyla İran ve Rusya, Azerbaycan'ı bölmüş ve Aras'ın kuzeyi Rusya'da kalırken, Güney Azerbaycan İran'ın elinde kalmıştır. Tebriz, Erdebil, Urmiye, Hoy, Maku, Culha vb. gibi bölgeleri içine alan, yüz bin km2'yi aşan yüz ölçümüyle Güney Azerbaycan Fars milliyetçiliğinin tehdidi altında bulunmaktadır. İran'ın güneyindeki Fars eyaletinde konargöçer yaşayan Kaşgay'lar 500 bini aşan nüfuslarıyla İran'daki diğer önemli bir Türk unsurudur. Türkmenistan sınırına yakın bölgelerde ise Yamut, Göklen, Sarık ve Salur boyuna mensup Türkmenler yaşamaktadır (500 bin). Ayrıca bir milyonu bulan Afşar, Kaçar, Karapapak, Hamse, Şahseven gibi değişik adlara sahip topluluklar, İran'daki güçlü Türk dünyası içerisinde yerlerini almışlardır.

İNGİLİZCE DERSİ VİDEOSU

http://rapidshare.com/files/189568626/ingilizce_8_videolar.rar

THE PAST CONTİNUOUS TENSE

özne + was/ were + verb + -ing
Olumlu Cümle: I (he, she, it) was working. (Çalisiyordum.)We (you, they) were working.
Olumsuz Cümle: I (he, she, it) was not working.We (you, they) were not working.
Soru Cümlesi: Were you going?
Kisa yanitlar:Were you going? - Yes, I was. / No, I wasn’t.
The Past Continuous Tense Kullanimi:
- Geçmiste belli zamanda yapilan eylemlerin anlatiminda.I was watching TV. (Televizyon seyrediyordum.)They were listening to music. (Onlar müzik dinliyorlardi.)She wasn’t doing her homework. (O ödevini yapmiyordu.)Wasn’t she drinking coffee? (O kahve içmiyor muydu?)
Past Simple ile Past Continuous karsilastirilmasi.
I was doing my homework at 7.00 last evening. (Geçen aksam saat 7.00 de ev ödevimi yapiyordum.)I did my homework last evening. (Geçen aksam ev ödevimi yaptim.)
I was drinking milk. (Süt içiyordum)I drank milk. (Süt içtim.)

ATATÜR'ÜN SEVDİĞİ ŞARKILAR

http://www.4shared.com/file/56711356/7441286f/Atatrkn_Sevdii_Arklar.html

Mustafa Kemal Atatürk'ün 500 Fotoğrafı-Arşivinizde Bulunsun.

http://rapidshare.com/files/22052697/Resimler.rar

ATATÜRK'ÜN YAZMIŞ OLDUĞU ŞİİR

Gafil hangi üç asır hangi on asır

Tuna ezelden Türk diyarıdır

Bilinen tarihler söylememiş bunu

Kalkıyor örtüler; örtülen doğacak

Dinleyin sesini doğan tarihin

Aydınlıkta karaltı karaltıda şafak

Yalan tarihi görüp doğru tarihe giden

Asya"nın ortasında Oğuz Oğulları

Avrupa"nın Alplerinde Oğuz Oğulları

Doğudan çıkan biz batı"da yine biz

Nerede olsa ne de olsa kendimizi biliriz

Hep insanlar kendilerini bilseler

Bilinir o zaman ki hep biriz

Türk sadece bir milletin adı değil

Türk bütün adamların birliğidir

Ey birbirine diş bileyen yığınlar

Ey yığın yığın insan gafletleri

Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde

Dünya o zaman görecek

Hakikat nerede hakikat nerede?

Mustafa Kemal AtatürkAtatürk"ün henüz daha genç bir subayken Sinop"ta yazmış olduğu şiir...

The Present Perfect Tense Worksheets

Put the verb in brackets into the correct tense.

1. He_______________ (live) in London for two years and then _______________ (go) to Edinburgh.

2. When I left school I_______________ (cut) my hair and_______________ (wear) it short ever since.

3. My brother_______________ (write) several plays. He_______________ (just/finish) his second tragedy.

4. I_______________ (not see) him for three years, I wonder where he is.

5. He_______________ (not smoke) for two weeks. He is trying to give up.

6. I_______________ (do) this sort of work when I_______________ (be) an apprentice.

7. I_______________ (write) the letter but I can't find a stamp.

8. _______________ you_______________ (see) the moon last night?

9. The clock isn't slow, it_______________ (stop).

10. A: Who_______________ (you/vote) for in the last election?

B: I_______________ (vote) for Mr. Pitt.

A: He_______________ (not/be) elected, _______________ (be) he?

B: No, he_______________ (lose) his deposit.

11. A: _______________ (you/like) your last job?

B: I_______________ (like) it at first but then I_______________ (quarrel) with my employer and he_______________ (dismiss) me.

A: How long_______________ you there?

B: I_______________ there for two weeks.

12. A: _______________ (Mary/feed) the cat?

B: Yes, she_______________ (feed) him before lunch.

A: What_______________ (she/give) him?

B: She_______________ (give) him some fish.

13. A: I_______________ (not see) your aunt recently.

B: No, she_______________ (not be) out of the house since she_______________ (buy) her colour TV.

14. A: How_______________ (you/get) that scar?

B: I_______________ (got) it in a car accident a year ago.

15. She_______________ (say) she'd ring me this morning, but it's now 12.30 and she_______________ (not/ring) yet.

16. It_______________ (rain) for two hours and the ground is too wet to play on, so the match _______________ (be) postponed.

17. A: Why_______________ (you/make) such a horrible noise?

B: I_______________ (lose) my key and I_______________ (try) to wake up my wife by throwing stones at her window.

A: You_______________ (throw) stones at the wrong window. You live next door.

18. He_______________ (not/stop) since he arrived.

19. He_______________ (ride), that's why he's wearing a riding hat.

20. A: How long_______________ (you/drive)?

B: I_______________ (drive) for ten years.

21. _______________ (you/lock) the house before you left?

22. I can't go out because I_______________ (not/finish) my homework yet.

23. A: Where_______________ (you/be or go)

B: I_______________ (be or go) to the dentist.

A: _______________ (he/take) out your bad tooth?

B: Yes, he_______________ .

A: _______________ (it/hurt)?

24. I_______________ (ride) all the horses in this stable.

25. A: What_______________ (you/do)?

B: We_______________ (pick) apples.

A: How many_______________ (you/pick)?

B: We_______________ (pick) ten basketfuls.

26. The car_______________ (make) a very funny noise ever since it _______________ (run out) of petrol.

27. Originally, horses used in bull fights_______________ (not/wear) any protection, but for some time now they_______________ (wear) special padding.

28. That pipe_______________ (leak) for ages. We must get it fixed.

29. A: _______________ (you/ever/try) to give up smoking?

B: Yes, I_______________ (try) last year, but then I_______________ (find) that I was getting fat so I_______________ (start) again.

30. A: _______________ (be) the plumber here yet?

B: Yes, but he_______________ (only/stay) for an hour.

A: What_______________ (he/do) in that time.

B: He_______________ (turn off) the water and_______________ (empty) the tank

THE PRESENT PERFECT TENSE

SUBJECT : Present Perfect Tense

A) Write a suitable sentence using the PRESENT PERFECT TENSE :

1. Ann’s hair was dirty. Now it’s clean. (wash) ……... Ann has washed her hair…………
2. Tom was 80 kg. Now he’s 70. (lose weight) ……………………………………………..
3. Bill played football yesterday. Now he can’t walk; his leg is in plaster. (break)
………………………………………………………………………
4. My sister is looking for her pen. (lose) ……………………………………………………
5. Mary is on holiday in France. (go) ………………………………………………………..
6. Mr. Hill was in Canada last week. He’s back in London now. (be) ………………………
…………………………………………….
7. Look! Mrs. Smith has got a lot of packages. (buy) ……………………………………….
8. I can’t eat anything now. (eat too much) ………………………………………………….
9. Mrs. Jenkins is very tired. (clean / house) …………………………………………………
10. Tony needs a holiday. (work / hard / this year) ……………………………………………

B) Use PRESENT PERFECT TENSE after BECAUSE:

Example: She can’t go to the party. (catch a cold)
She can’t go to the party because she has caught a cold.

1. He can’t walk very fast. (hurt / leg)
………………………………………………………………………………………………
2. I can’t get in. (lose / key)
………………………………………………………………………………………………
3. I know this story very well. (see the film)
………………………………………………………………………………………………
4. I can’t post the letter. (not put / stamp / on it)
………………………………………………………………………………………………
5. He can’t stand up. (eat too much)
………………………………………………………………………………………………
6. They can’t go on holiday. (not save / money)
………………………………………………………………………………………………
7. I know him. (meet him before)
………………………………………………………………………………………………
8. We don’t know how he is. (not hear from him)
………………………………………………………………………………………………
9. He won’t take a cigarette. (give up smoking)
………………………………………………………………………………………………
10. She can’t get in. (he / lock the door)
………………………………………………………………………………………………

C) Follow the example and do the same using ALREADY:

Example: Bring the milk in, please.
- I have ALREADY brought it in.

1. You must find the tickets soon. ………………………………………………………...
2. Turn the radio down, please. …………………………………………………………
3. Tidy your room. ………………………………………………………..
4. Could you post the letters, please? …………………………………………………………
5. Why don’t you see a doctor? ………………………………………………………...
6. You have a bad cough. I think you should stop smoking.
……………………………………………………………………………………………...
7. Why don’t you clean your shoes? ………………………………………………………..
8. Brush your teeth, will you? ………………………………………………………..
9. We have guests today. Shall we make a cake?
……………………………………………………………………………………………..
10. We should invite Mary to the party. ………………………………………………………


D) Follow the example and do the same using YET:

Example: She has been in the shop. (buy anything)
- She has been in the shop but she hasn’t bought anything YET.

1. I’ve written to them three times. (not reply)
……………………………………………………………………………………………...
2. I’ve asked you again and again. (not do it)
……………………………………………………………………………………………...
3. I lent him $10 last month. (not give it back)
……………………………………………………………………………………………...
4. He lost his pen a week ago. (not find it)
……………………………………………………………………………………………...
5. He borrowed my book last year. (not give it back)
……………………………………………………………………………………………...
6. She went to New York six months ago. (not return it)
……………………………………………………………………………………………...
7. She gave me $2 a week ago. (not return it)
……………………………………………………………………………………………...
8. I finished reading my library books a long time ago. (not change them)
……………………………………………………………………………………………...
9. She went to the bus-stop half an hour ago. (the bus / not come)
……………………………………………………………………………………………...
10. He’s still studying that lesson. (not learn it)
……………………………………………………………………………………………...


D) Fill in the blanks with ALREADY or YET:

1. He hasn’t called us ……………………………… .
2. They have ………………………………… sent the letter.
3. John has ……………………………… bought the tickets for the football match.
4. We have ……………………………….. been to Mexico three times.
5. You haven’t visited Tokyo ………………………………… .
6. Has John bought a new car ………………………………….. ?
7. The plane has …………………………… left.
8. Has she done it …………………………….. ? No, not …………………………. .
9. A: Haven’t they arrived ………………………………. ?
B: Oh, yes. They have ………………………………… arrived.
10. Hurry up! The class has ……………………………… started.
11. Be careful! They have ………………………………… painted the door.
12. Haven’t you read the book ………………………………. ?
E) Follow the example and do the same using JUST:

Example: he / go out
- What has he JUST done?
- He has JUST gone out.

1. She / leave the room
………………………………………………………………………………………………
2. they / watch the news
………………………………………………………………………………………………
3. I / finish homework
………………………………………………………………………………………………
4. he / put on the jacket
………………………………………………………………………………………………
5. she / catch a fish
………………………………………………………………………………………………
6. he / call a taxi
………………………………………………………………………………………………
7. you / write a letter
………………………………………………………………………………………………
8. the girl / burn the cake
………………………………………………………………………………………………
9. the teacher / walk out
………………………………………………………………………………………………
10. the dog / see the cat
………………………………………………………………………………………………
11. Jane / turn the TV off
………………………………………………………………………………………………
12. the boys / eat dinner
………………………………………………………………………………………………

F) Put the verbs in the correct tense. Use the SIMPLE PAST or the PRESENT PERFECT:

1. ……………………….. Tim ………………………. (finish) his work yet?
2. ……………………….. he ………………………… (finish) it yesterday?
3. They ……………………………………. (just / go) out.
4. They ……………………………… (go) out a minute ago.
5. …………………… Ann …………………………. (study) yesterday afternoon?
6. …………………… you …………………………. (send) the letters yet?
7. …………………… she ………………………….. (call) him a week ago?
8. They ………………………………………. (not / see) the film yet.
9. The train ……………………………………………… (just / arrive).
10. ………………………. you ……………………………. (ever / be) in a TV studio?
11. …………………… you and Tom ………………………… (enjoy) the party last night?
12. …………………… you ………………………………. (not / finish) school last year?
13. I ………………………………………. (lose) my dictionary. I can’t find it anywhere.
14. His hair looks short. He ………………………………………….. (have) a haircut.
15. When ………………………………………………. (he / give up) smoking?
16. Jane …………………………………….. (buy) her car two weeks ago.
17. My bicycle isn’t here. Somebody ……………………………………………. (take) it.
18. Why ……………………………………… (Jim / not want) to play tennis last Friday?
19. The car looks clean. ……………………….. you ……………………….. (wash) it?
20. When we were on holiday, the weather …………………………… (be) terrible.


G) Ask questions with HOW LONG:
Example: I am married.
- HOW LONG have you been married?

1. I know Bob. ………………………………………………….
2. Sue and Alan are married. ………………………………………………….
3. George is unemployed. …………………………………………………
4. Those books are here. …………………………………………………
5. Mary is at the airport. ………………………………………………….
6. My sister is ill. …………………………………………………
7. She has got a bad cold. ………………………………………………….
8. Jan has long hair. …………………………………………………
9. I have a yacht. …………………………………………………
10.They are in the restaurant. ………………………………………………….
11.My parents are in London. …………………………………………………
12.The cat is under the table. …………………………………………………

H) Rewrite the following sentences twice, using SINCE and FOR:

Example: I haven’t seen you. (Christmas / 3 days)
a) I haven’t seen you SINCE Christmas.
b) I haven’t seen you FOR 3 days.

1. We’ve been here. (an hour / 4 o’clock)
a) …………………………………………………………………………
b) …………………………………………………………………………
2. She hasn’t spoken to me. (2 weeks / last week)
a) …………………………………………………………………………
b) …………………………………………………………………………
3. They’ve lived in this street. (1970 / a long time)
a) …………………………………………………………………………
b) …………………………………………………………………………
4. I haven’t had time to do it. (last Monday / a few days)
a) …………………………………………………………………………
b) …………………………………………………………………………
5. We haven’t bought a new one. (ages / many years)
a) …………………………………………………………………………

18 Şubat 2009 Çarşamba

SAYILAR KONUSU

Geleneksel olarak, sayı birçokluğu belirtmek için kullanılan soyut birimdir. Fakat modern matematikte artık büyüklük belirtmediği halde geleneksel sayıların çeşitli özelliklerine benzer özellikler taşıyan nesnelere de sayı denmesi adettendir.
* Doğal sayılar 0′dan başlayarak sonsuza kadar giden sayılardır. Matematikte doğal sayılar kimesi N ile gösterilir.
N={0, 1, 2, 3,…}
Doğal sayılar ismi bu sayıların doğada görüp tanıdığımız sayılar olduğu fikrinden ileri gelmektedir.
* Rasyonel Sayılar
Rasyonel sayıların simgesi “Q”dur.a/b diye gösterilir. A tümsayılar olabilir,ama “b” 0 dışındaki tüm sayılardır.Kesirli sayılardır.SOnsuza kadar gider.
* Sayma sayıları 1′den başlayarak sonsuza kadar giderler. Doğal sayılardan farkları “0″ sayısını içermemeleridir. Bunun mantığı herhangi bir şeyi (örneğin kalemleri) sayarken 0′dan değil birden başlanmasıdır.
* Tam sayılar eksi sonsuzdan artı sonsuza kadar giderler. Yani “0″ın iki yanından sonsuza kadar uzanırlar. Tam sayılar kümesi Z ile gösterilir.
Z={…, -4, -3, -2, -1, 0, 1, 2, 3,…}
* Başında “+” işareti bulunan veya bir şey bulunmayan sayılar pozitif tamsayılar adını alırlar. 0′ın sağ yanında yer alırlar. Tüm sayma sayıları pozitif tam sayılardır. Pozitif tamsayılar kümesi N+ ile gösterilir.
Z+={+1, +2, +3,…}
* Başında “-” işareti olan tam sayılar negatif tamsayılar adını alırlar. 0′ın sol yanında yer alırlar. Negatif tamsayılar kümesi N- ile gösterilir. Çıkarma işlemini kolaylaştırmak için geliştirilmişlerdir.
Z-={…, -4, -3, -2, -1}
* 0 negatif veya pozitif bir tam sayı değildir. Bu iki kümeden herhangi birinde yer almaz.
* Tam sayılar kullanılarak oluşturulan kesirlere denk gelen büyüklüklere rasyonel sayılar denir. Hisseli hesapları kolaylaştırmak için sayı kavramına dahil edilmişlerdir.
Rasyonel Sayılar Kümesi Q ile gösterilir. Bu kümenin elemanları “b” 0′dan farklı ve a ile b tam sayılar kümesinin elemanı olmak üzere a/b formatında yazılabilirler.
Örnek: 6/1, 8/3, -1/2, 5, 0.5
Tüm tam sayılar aynı zamanda rasyonel sayılar kümesine üyedir. Bunun nedeni altlarına 1 yazarak a/b formatına uygun hale getirilebilecek olmalarıdır.
* İrrasyonel sayılar ise a/b şeklinde yazılamayan sayılardır. Q’ kümesi ile gösterilirler. Bu kümenin en bilinen üyesi pi sayısıdır.
Örnek:√2, ∏
Hiç bir rasyonel sayı irrasyonel sayılar kümesine dahil değildir. Aynı şekilde hiçbir irrasyonel sayı da rasyonel sayılar kümesine dahil değildir.
* İrrasyonel sayılar kümesi ile rasyonel sayılar kümesinin birleşimi reel sayıları oluşturur. Bu kümeye ‘gerçel’ veya ‘gerçek’ sayılar da denir. Geometride karşılaşılan bazı büyüklüklerin anlamlandırılabilmesi için Klasik Yunan Dönemi’nde, yaygın inanca göre Pisagor ve öğrencileri tarafından sayı kavramına dahil edilmişlerdir. Reel sayılar kümesi R harfi ile ifade edilir.
* Tüm cebirsel denklemleri çözebilmek için reel sayılar tekrar genişletilirse kompleks sayılar Kümesi elde edilir. Kompleks sayıların sembolü C dir. Rönesans döneminde gerçekleşen cebirsel denklemlerin çözüm metodlarındaki ilerlemelerin bir uzantısı olarak sayı kavramına eklenmişlerdir. Gerçek olmayan sayılar fikri reel sayılar kümesinde karşılığı olmayan -1 sayısının karekökünden gelmektedir. Bu sayı “i” sembolü ile gösterilir ve karesi -1 olarak kabul edilir.

ÇARPANLAR AYIRMA VE ÖZDEŞLİK

A. ORTAK ÇARPAN PARANTEZİNE ALMAEn az dört terimi olan ifadeler ortak çarpan parantezine alınacak biçimde gruplandırılır, sonra ortak çarpan parantezine alınır.
B. ÖZDEŞLİKLER
1. İki Kare Farkı - Toplamı 1) a2 – b2 = (a – b)(a + b) 2) a2 + b2 = (a + b)2 – 2ab 3) a2 + b2 = (a – b)2 + 2ab
2. İki Küp Farkı - Toplamı 1) a3 – b3 = (a – b)(a2 + ab + b2 ) 2) a3 + b3 = (a + b)(a2 – ab + b2 ) 3) a3 – b3 = (a – b)3 + 3ab(a – b)4) a3 + b3 = (a + b)3 – 3ab(a + b)
3. n. Dereceden Farkı - Toplamı 1) n bir sayma sayısı olmak üzere, xn – yn = (x – y)(xn – 1 + xn – 2y + xn – 3 y2 + … + xysup>n – 2 + yn – 1) dir. 2) n bir tek sayma sayısı olmak üzere, xn + yn = (x + y)(xn – 1 – xn – 2y + xn – 3 y2 – … – xyn – 2 + yn – 1) dir.
4. Tam Kare İfadeler 1) (a + b)2 = a2 + 2ab + b2 2) (a – b)2 = a2 – 2ab + b2 3) (a + b + c)2 = a2 + b2 + c2 + 2(ab + ac + bc) 4) (a + b – c)2 = a2 + b2 + c2 + 2(ab – ac – bc)n bir tam sayı olmak üzere, • (a – b)2n = (b – a)2n • (a – b)2n-1 = –(b – a)2n-1 dir. • (a + b)2 = (a – b)2 + 4ab
5. (a ± b)n nin Açılımı Pascal Üçgeni (a + b)n açılımı yapılırken, önce a nın n . kuvvetten başlayarak azalan, b nin 0 dan başlayarak artan kuvvetlerinin çarpımları yazılıp toplanır. Sonra n nin Paskal üçgenindeki karşılığı bulunarak kat sayılar belirlenir. (a – b)n yukarıdaki biçimde yapılır ancak b nin; çift kuvvetlerinde terimin önüne (+), tek kuvvetlerinde terimin önüne (–) işareti konulur. • (a + b)3 = a3 + 3a2b + 3ab2 + b3 • (a – b)3 = a3 – 3a2b + 3ab2 – b3 • (a + b)4 = a4 + 4a3b + 6a2b2 + 4ab3 +b4 • (a – b)4 = a4 – 4a3b + 6a2b2 – 4ab3 + b4 • a4 + a2 + 1 = (a2 + a + 1)(a2 – a + 1) • a4 + 4 = (a2 + 2a + 2)(a2 – 2a + 2) • a4 + 4b4 = (a2 + 2ab + 2b2)(a2 – 2ab + 2b2) a3 + b3 + c3 – 3abc = (a + b + c)(a2 + b2 + c2 – ab – ac – bc)
C. ax2 + bx + c BİÇİMİNDEKİ ÜÇ TERİMLİNİN ÇARPANLARA AYRILMASI ax2 + bx + c ifadesini çarpanlarına ayırırken birkaç yöntem kullanılır. Biz burada ikisini vereceğiz. En iyi öğrendiğiniz yöntemi daima kullanarak pratiklik sağlayınız. 1. YÖNTEM 1. a = 1 için, b = m + n ve c = m × n olmak üzere, 2. a, 1'den farklı İken m × n = a, mp + qn = b ve c = q × p ise ax2 + bx + c = (mx + q) × (nx + p) dir. 2. YÖNTEM Çarpımı a × c yi, toplamı b yi veren iki sayı bulunur. Bulunan sayılar p ve r olsun. Bu durumda,daki ifade gruplandırılarak çarpanlarına ayrılır.

ÜÇGENLER VE ÖZELLİKLERİ

A)Üçgen
Bir doğru üzerinde olmayan (doğrusal olmayan) A,B,C gibi üç noktanın birleşiminden oluşan kapalı şekle ÜÇGEN denir.
(ABC Üçgeni)=[AB]U[AC]U[CB]
Bir üçgen noktalar kümesidir ve içinde bulunduğu düzlemi üç ayrı noktalar kümesine ayırır. Bunlar;
a)Üçgenin İçinde Kalan Noktalar Kümesib)Üçgenin Kendisic)Üçgenin Dışında Kalan Noktalar Kümesi
B)Bir Üçgenin Temel Elemanları
1.Üçgenin Kenarları:[BC],[AC},[AB] doğru parçalarına “Üçgenin Kenarları” denir. Kenar uzunlukları karşılarındaki açıların kenarlarıyla adlandırılırlar.2.Üçgenin İç Açıları:Üçgenin iki kenarının oluşturduğu her bir açı “Üçgenin İç Açısı” olarak adlandırılır. Bir üçgenin iç açıları toplamı 180º`dir.3.Üçgenin Dış Açıları:Üçgenin iç açılarının komşu bütünleri olan açılara “Üçgenin Dış Açıları” denir. Bir dış açı kendisine komşu olmayan iki iç açının toplamına eşittir. Bir üçgenin iç açısıyla dış açısının toplamı 180º`dir. Bir üçgenin dış açıları toplamı ise 360º`dir.
C)Bir Üçgenin Yardımcı Elemanları
1.Üçgenin Yüksekliği:Üçgenin bir köşesinden karşı tarafa indirilen, köşe ile kenar arasında aklan doğru parçasına “Üçgenin Yüksekliği” denir.”H” ile gösterilir.2.Üçgenin Kenar Ortayları:Üçgenin bir köşe ile bu köşenin karşısındaki kenarın orta noktasını birleştiren doğru parçasına “Üçgenin Kenar Ortayı” denir. “V” ile gösterilir. 3.Üçgenin Açı Ortayı:Üçgenin açılarını iki eş açıya bölen doğruların,köşe ile kenar arasında kalan doğru parçasına “ÜÇGENİN AÇI ORTAYI” denir. ” N” ile gösterilir.
D)Üçgenin Kenarları Arasındaki Bağlantılar
Bir üçgende iki kenarın uzunlukları toplamı üçüncü kenar uzunluğundan büyük; iki kenar uzunluğunun farkı, üçüncü kenarı uzunluğunda küçüktür.
E)Üçgenin Açıları Arasındaki Bağlantılar
Bir üçgende, bir köşedeki iç açı ile diş açının toplamı 180º`dir.
Bir üçgende, bir dış açının ölçüsü, kendisine komşu olmayan iki iç açının toplamına eşittir.
F)Üçgenin Kenar Uzunluklar ve Açıları Arasındaki BağlantılarBir üçgende ölçüsü büyük olan kenar karşısında büyük açı, küçük olan kenar karşısında küçük kenar vardır.
G)Üçgenin Çeşitleri
1.Kenarlarına Göre Üçgenlera)Çeşit Kenar Üçgen:Üçgenin kenarlarının hepsi farklıysa bu üçgene “Çeşit Kenar Üçgen” denir.b)İkiz Kenar Üçgen:Üçgenin kenarlarının iki tanesi eşit olan üçgene “İkiz Kenar Üçgen” denir. Bir ikizkenar üçgenin, taban açıların ölçüleri birbirine eşittir.c)Eşkenar Üçgen:Üçgenin kenarlarının hepsi eşit olan üçgene “Eşkenar Üçgen” denir. Bir eşkenar üçgenin iç açıları 60 `dir.
2.Açılarına Göre Üçgenlera)Dar Açılı Üçgen:Üçgenin açılarından her birinin ölçüsü 90º`den küçük olan üçgene “Dar Açılı Üçgen” denir.b)Geniş Açılı Üçgen:Bir açısı geniş açı olan üçgene “Geniş Açılı Üçgen” denir.c)Dik Açılı Üçgen:Açılarından birisi dik açı olan üçgene “Dik Açılı Üçgen” denir.
H)Üçgenin Alanını ve Çevresini Bulma
Üçgenin çevresini bulabilmek için kenarlar toplanır.Ç = a + b + c
Üçgenin alanını bulmak için yükseklikle kenar çarpılır ve ikiye bölünür.h x a h x b h x c A= —— = —— = ——2 2 2

TABAN ARİTMETİĞİ

Herhangi Bir Sayı Sisteminden Onluk Sayı Sistemine GeçişHerhangi bir sayı sisteminden Onluk sayı sistemine geçebilmek için, basamak (hane) çözümlemesi yapılmalıdır. n, bir sayı sisteminin tabanını göstermek üzere n &ge 2 olacak şekilde bir doğal sayı ise, (abcde)n sayısı onluk sayı sistemine şöyle dönüştürülür.Örnek: (218)9 = ( ? )10 taban dönüşümünü yapalım.( 2 1 8 )9 = 92.2 + 91.1 + 90.8 = 81.2 + 9.1 + 1.8 = 162 + 9 + 8 = 179 Örnek: (305)7 = ( ? )10 taban dönüşümünü yapalım.( 3 0 5)7 = 72.3 + 71.0 + 70.5 = 49.3 + 7.0 + 1.5 = 147 + 0 + 5 = 152
Onluk Sayı Sisteminden Diğer Sayı Sistemlerine Geçiş:Onluk tabandaki bir sayı diğer tabanlara çevrilirken geçilmesi istenen taban hangi taban ise, onluk tabandaki sayı o sayıya bölünmelidir. Bölme işlemi, bölümdeki sayı taban sayısından küçük olana kadar yapılmalıdır. Yeni tabandaki sayı, en sondan başlanarak önce bölüm sonra da kalanlar sırasıyla yazılarak elde edilir. Onluk Taban Dışındaki Bir Tabandan Başka Bir Tabana Geçiş: Verilen sayı önce Onluk tabana çevrilir. Sonra da Onluk tabandaki sayı, geçilmek istenen tabana dönüştürülür. Yani, n verilen taban ve m istenen taban ise, dönüşümün mantığı şu şekildedir: Örnek: (1011)2 = ( ? )7 taban dönüşümünü yapalım. Önce 2 tabanındaki 1011 sayısını Onluk tabana çevirelim. ( 1 0 1 1 )2 = 23.1 + 22.0 + 21.1 + 20.1 = 8.1 + 4.0 + 2.1 + 1.1 = 8 + 0 + 2 + 1 = 11 Şimdi de Onluk tabandaki 11 sayısını 7 tabanına çevirelim. 11 sayısını, 7′ ye böldüğümüzde, bölüm 1 ve kalan da 4 olacağından, (11)10 = (14)7 sonucunu elde ederiz. Dolayısıyla, (1011)2 = (14)7 olarak bulunur. Onluk Taban Dışındaki Tabanlardaki Sayıların Tekliği veya Çiftliği: Sayının tabanı çift ise, sayının son rakamına (birler basamağındaki rakamına) bakılarak karar verilir. Şayet sayının son rakamı çift ise, sayı çifttir. Şayet sayının son rakamı tek ise, sayı tektir. Örneğin, (12345)8 = Tek, (1236)8 = Çift olur. Sayının tabanı tek ise, sayının rakamları toplamına bakılarak karar verilir. Şayet sayının rakamları toplamı çift ise, sayı çifttir. Şayet sayının rakamları toplamı tek ise, sayı tektir. Örneğin, (234)7 = Tek, (2361)7 = Çift olur. Onluk Taban Dışındaki Tabanlarda Aritmetik İşlemler:Toplama İşlemi: Örnek: (101)2 + (11)2 = ( ? )2( 1 0 1 )2 + ( 1 1 )2 ( 1 0 0 0 )2 İkilik tabanda 1 ile 1′ in toplamı 10′ dır. Dolayısıyla, ilgili basamağa 0 yazılır ve 1 sayısı bir önceki basamağa eklenir.Örnek: (234)5 + (143)5 = ( ? )5 Birler basamağının toplamı, 4 + 3 = 7′ dir. 7, 5 tabanında 12′ dir. Dolayısıyla, birler basamağına 2 yazıp, beşler basamağına 1 ekleriz. Beşler basamağının toplamı, 3 + 4 + 1 (birler basamağından eklenen) = 8 olur. 8, 5 tabanında 13′ tür. Dolayısıyla, beşler basamağına 3 yazıp, yirmibeşler basamağına 1 ekleriz. Yirmibeşler basamağının toplamı, 2 + 1 + 1 (beşler basamağından eklenen) = 4 olarak bulunur. Sonuç olarak, toplam (432)5 olur.Çıkarma İşlemi: Örnek: (132)5 - (23)5 = ( ? )5 Birler basamağının farkı, 2′ den 3 çıkartılamayacağı için, beşler basamağından 1 alınmalıdır (yani, 5 alınmalıdır). Bu durumda, 7′ den 3 çıkartılarak 4 bulunur. Beşler basamağından 1 alındığı için, burada 2 kalmıştır. Böylece, 2′ den 2 çıkartıldığında 0 kalır. Yirmibeşler basamağındaki 1 sayısından birşey çıkartılmadığı için aynen alınır. Sonuç olarak, fark (104)5 bulunur. Çarpma İşlemi: Örnek: (144)5 x (23)5 = ( ? )5 (144)5 x (23)5 = (144)5 x (3)5 + (144)5 x (2)5 = ( 1 0 4 2 )5 + ( 3 4 3 )5 = ( 1 0 0 2 2 )5 Çarpma işleminin mantığı, onluk tabandaki çarpma işlemine çok benzer. 5 tabanındaki 144 ile 3′ ün çarpımı şöyle yapılır: Birler basamağı: 4 ile 3′ ün çarpımı 12′ dir. Birler basamağına 2 yazılır ve 10 sayısının içinde 5 sayısı 2 tane olduğu için, beşler basamağına 2 aktarılır. Beşler basamağı: 4 ile 3′ ün çarpımı 12′ dir ve buna birler basamağından aktarılan 2 sayısı da ilave edilerek 14 elde edilir. Beşler basamağına 4 yazılır ve 10 sayısının içinde 5 sayısı 2 tane olduğu için, yirmibeşler basamağına 2 aktarılır. Yirmibeşler basamağı: 1 ile 3′ ün çarpımı 3′ tür ve beşler basamağından aktarılan 2 sayısı da ilave edilerek 5 elde edilir. 5 tabanında 5, 10 olduğu için yirmibeşler basamağına 0 ve yüzyirmibeşler basamağına da 1 yazılır. Örnek: ( 25m0 )6 = ( 642 )10 ise, m = ? ( 2 5 m 0 )6 = ( 642 )10 216.2 + 36.5 + 6.m + 1.0 = 642 432 + 180 + 6m + 0 = 642 612 + 6m = 642 6m = 642 - 612 6m = 30 m = 5

MODÜLER ARİTMATİK

x in m e bölümünden elde edilen kalan y ise modül m ye göre x, y ye denktir denir ve x=y(mod m) şeklinde gösterilir.Kısaca bir sayının mod sayısına bölünmesinin sonucunda kalan sayı, ilk sayıya denk olur.* 25=4(mod7)* 3275=2(mod 3)* 56=0(mod7)x=y(mod m) ve z=t(mod m) olsun* 1)x+z=y+t(mod m)* 2)x-z=y-t(mod m)* 3)x.z=y.t(mod m)* 4)k.x=k.y(mod m)* ebob(k,m) = 1 olmasi gerekiyor.* 5)xn=yn (mod m)* 6)x, m in tam katı olmayan pozitif bir tamsayı ve m asal sayı ise xm-1=1(mod m)Moduler aritmetik, günlük hayatta zaman zaman karşımıza çıkar. Moduler aritmetik, asimetrik şifrelerin oluşturulmasında ve kırılmasında yardımcı olabilecek bir dizi sayısal mantığı barındıran konu bütünlüğüdür.

PERMÜTASYON

Permütasyon, birbirinden ayrılabilir nesnelerin değişik sıralarda dizilmelerini ifade eden kavramdır. Örneğin, 1′den 8′e kadar numaralanmış toplar için bir permütasyon "7, 1, 5, 6, 2, 8 , 4, 3" şeklindedir. Matematikte permütasyon, her sembolün sadece bir kez yada birkaç kez kullanıldığı sıralı bir dizidir. Permütasyonların sayılması Eleman sayısı n olan bir kümenin içinden r kadar eleman seçerek yapılabilecek permütasyonlar aşağıdaki formülle hesaplanır:P(n,r) = {n!}/{(n-r)! Örneğin n elemanlı bir küme için 1′den 10′a kadar olan doğal sayıları alalım. r’yi 4 olarak alırsak, permütasyonların sayısı {1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10} kümesinden sırayı da gözetmek suretiyle oluşturulabilecek 4 değişik elemanlı kümelerin sayısını ifade eder. Oluşturulacak küme sıralı olduğundan, 4 değişik elemanın olası seçilme şekillerini düşünüp, bu dörtlü dizilerin seçilme şekillerinin sayısını hesaplayabiliriz:1. 10 elemanlı kümeden seçebileceğimiz 10 tane eleman vardır.2. Bir eleman seçtikten sonra bir daha seçilemediğinden, ikinci elemanı seçerken elimizde 9 sayı kalır. Her ilk seçilen 10 eleman için, 9 tane ikinci eleman seçme şansımız olduğundan ikinci elemanı 10 x 9 = 90 ayrı şekilde seçebiliriz.3. Üçüncü elemanı 10 x 9 x 8 şekilde seçebiliriz.4. Dördüncü elemanı 10 x 9 x 8 x 7 şekilde seçebiliriz.Bunu genelleştirip n ve r değişkenleri ile ifade edersek:1. İlk eleman için n adet seçenek vardır.2. İkinci eleman için n(n-1) adet seçenek vardır.3. r kadar eleman seçmek için n(n-1)(n-2)…(n-r+1) adet seçenek vardır ki bu da yukarıda verilen formüle eşdeğerdir

DYNED

Dyned'in kurulum gerektirmeyen (kendisini DYNED klasörüne kurulmuş şekilde açan) sürümünü aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz.
DynEd.part1.rar
DynEd.part2.rar
DynEd.part3.rar
DynEd.part4.rar
DynEd.part5.rarveya,
DynEd.part1.rar
DynEd.part2.rar
DynEd.part3.rar
DynEd.part4.rar
DynEd.part5.rarTüm 5 dosyayı indirerek daha sonra birleştirmeniz gerekmektedir. Parçaları birleştirmek için WINRAR programına ihtiyacınız olacaktır. Bu, Aralık 2008 itibariyle güncellenmiş en son sürümdür.
Parçaları birleştirdikten sonra oluşan Dyned.exe dosyasına çift tıklayın. Masa üstüne Öğrenci Girişi ve Records Manager kısayollarını ekleyecektir.Programı çalıştırmaya başlamadan önce Güncelleme yapmayı unutmayın. (Güncelleme yapmak için (Bilgisayarım > c: > Program files > Dyned > UptoDate.exe) )Öğretmen girişi yapmak için Records Manager kısayolunu kullanmanız gerekmektedir

ANLAMLARINA GÖRE

İşin, oluşun, hareketin, durumun, kılışın yüklemde nasıl anlatıldığına göre cümleler çeşitlere ayrılır.
Burada işin yapılıp yapılmadığı, durumun varlığı yokluğu, işin istenildiği ya da emredildiği, bildirildiği ya da sorulduğu önemlidir.
Cümlede anlatılan işin, oluşun, hareketin olup olmadığını veya sözü edilenin var olup olmadığını bildiren cümlelere haber cümlesi; bir isteği, dileği, emri, tasarıyı, şartı bildiren cümlelere de dilek cümlesi denir.
Bunlar da olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Olumlu Cümle
Fiil cümlesinde işin, oluşun yapıldığını veya olduğunu; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunduğunu, var olduğunu, bahsedilen şekilde olduğunu bildiren cümlelerdir.
Bursa bu mevsimde soğuktur.Yarın daha erken gelmelisin.Bu binanın yerinde şeftali bahçesi vardı.Vapur rıhtımdan kalkıp ta Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca, yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:¦Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.Hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyla da güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.
2. Olumsuz Cümle
Fiil cümlesinde işin, oluşun yapılmadığını, yapılmayacağını veya olmadığını; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunmadığını, var olmadığını, bahsedilen şekilde olmadığını bildiren cümlelerdir.
Fiil cümleleri, olumsuzluk ekiyle ve “ne.....ne” bağlacıyla; isim cümleleri de “yok, değil” kelimeleriyle, “ne....ne” bağlacıyla ve “-sİz” olumsuzluk ekiyle kurulur.
Yarın daha erken gelmemelisin.Buraları daha önce hiç görmemiştim.Ateşle oyun olmaz.Bursa bu mevsimde soğuk değildir.Bu binanın yerinde şeftali bahçesi yoktu.Sokakta ne araba ne de insan var.Ankara bugün hem elektriksiz hem susuz.Bazı cümleler yapı bakımından olumsuz olduğu hâlde anlamca olumlu olabilir.Çocuklarının okumasını istemiyor değildi. İstiyordu.Cezaya çarptırılanlar suçsuz değildiler. Suçluydular.Yangından korkmayan yoktur.Beni sevindiren onun iyi haberlerini almaktan başka bir şey değildi.Soru eki, olumsuz çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumlu cümle; olumlu çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumsuz cümle yapabilir:Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim? Bilirim.Anlattıklarına inanmaz olur muyum? İnanırım.Sen çağırırsında o gelmez mi? Gelir.Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? Olmazİnsanları kendine inandırmak kolay mı? Kolay değilBu kadar eşyayı almaya para mı yeter? Yetmez.O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı? Yaptırılmaz.Yeşilden daha güzel renk olur mu? Olmaz.Bir cümle aynı anlamı verecek şekilde hem olumlu hem de olumsuz kullanılabilir:Uygarlığın başlıca özelliği bilime dayanması ve bilimle beslenmek zorunda olmasıdır. › Uygarlığın bilime dayanmaması ve bilimle beslenmemesi düşünülemez.Diğer cümle türleri de şunlardır ki bu cümleler ya olumlu ya da olumsuz olacaklardır.
3. Soru Cümlesi
İçinde soru anlamı bulunan; bir konuda bilgi edinmek, şüpheleri gidermek ve düşünceleri onaylatmak için kurulan cümlelere soru cümlesi denir.Cümlenin öğelerini bulmaya yönelik tüm soru kelimeleriyle soru cümleleri yapılabilir.
Elimdekinin ne olduğunu kim söyleyecek? ÖzneBabası çocuğa ne getirmiş? nesneYarın kimi göreceksiniz? nesneAnkara’ya ne zaman yerleştiniz? Zarf tüml.Burayı nasıl buldunuz? Zarf tüml.Daha sonra nereye gidecekler? Dolaylı tüml.Cümlelerde soru anlamı soru sıfatları, soru zarfları, soru zamirleri, soru edatları, soru eki ve tonlama yoluyla sağlanır.
]“mİ” soru ekiyle:Soru eki sadece yüklemin değil, diğer öğelerin ve unsurların da sorusunu hazırlar.Son sözünüz bu mu anneciğim?Alt mı üst mü?Hiç mi anlatacak bir şeyin yok?Tarlamı bana zorla mı sattıracaksınız?Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?Acaba yanlış mı aklımda kaldı?
­Soru eki değişik anlamlar katabilir:Beni biraz dinler misiniz? İstek, ricaSessiz olabilir miyiz? uyarıBu su da içilir mi? beğenmemeBütün bunları ben mi söylemişim? İnkâr, kabullenmeme
­Soru eki her zaman cevap almaya yönelik değildir. Bazen cevap sorunun içinde de olabilir.Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim? Bilirim.Anlattıklarına inanmaz olur muyum? İnanırım.Sen çağırırsında o gelmez mi? Gelir.Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? Olmazİnsanları kendine inandırmak kolay mı? Kolay değilBu kadar eşyayı almaya para mı yeter? Yetmez.O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı? Yaptırılmaz.Yeşilden daha güzel renk olur mu? Olmaz.
]Soru sıfatlarıyla: Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?Kaç gün sonra geleceksin?Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?Kaçıncı sınıfta okuyor?Ne gün geleceğini söyledi mi?Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?Kaçta kaç hisse istersin?Ne gün geleceksin? Ne iş yapıyordunuz?]Soru zarflarıylaNeden coşkun suların sesi gittikçe dindi?Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?Bu sonbahar sabahının donuk ince rengini nasıl anlatabilirim?Daha ne kadar bekleyeceğiz?
]Soru zamirleriyle:Yanında ne getirdin?Bunları sana kim anlattı?Hangisi sizinle geldi?Soruların kaçı cevaplandı?Buraya nereden geldiniz?Nereden gelip nereye gidiyoruz?Burada kimi bekliyorsun?Bu masa neden yapılmış? (¦tahtadan)Kimin yanında bozuk para var?Bu da neyin nesi?Bizim neyimiz eksik?Nereden buldun bunu?Kim attı bu resimleri?Çocuklarını alıp buraya gelsen de neyle geçineceğiz biz ikimiz?
]Tonlama yoluyla¦Bu mektup sana.¦Bana mı? Kimden?¦Evden olacak.¦Evden? Ne münasebet! Evden mi?
4. Emir Cümlesi
Yüklemi emir kipiyle çekimlenmiş veya anlamca emir özelliği taşıyan cümlelerdir.Fiilin yapılmasını emir biçiminde bildirir. Oraya otur ve yerinden kalkma.Bu raporu akşama kadar yetiştir.On dakika sonra hazır ol!Gürültü etme!
*Emir kipiyle çekimlenmediği hâlde anlamca emir ifade eden cümleler de vardır.Bu yazıyı arşive götüreceksin!Yarın herkes burada olmalı.Burayı hemen boşaltalım!
*Bazen dilek, istek anlamları ve başka anlamlar da taşır.Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak temin etmeÇatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! istekKahraman ırkıma bir gül... istekHer şey gönlünüzce olsun dilek, dua.Allah’ım bizi affet! yakarmaPeki, öyle olsun. Razı olmaZannetme ki bunları unuturum. UyarmaGayret edin; başaracaksınız. TeşvikHele bir kere sözümü dinlemesin... korkutmaBizi arayan Selim olmasın? OlabilirlikŞu adamın yaptıklarına bak. Şikâyet.
5. Ünlem Cümlesi
Sevgi, korku, şaşma, hayret, seslenme, coşkunluk, heyecan ve sitem ifade eden cümlelere ünlem cümlesi denir.
Ünlem cümleleri, ünlemlerle, bazı sıfatlarla, emir kipiyle, “ki” bağlacıyla, haykırmalarla ve ses tonuyla kurulur.
Yapma!Öyle yorgunum ki!..İşte şimdi yandık!..Ne güzel tesadüf!Hişt! Buraya gel!Şşt! Sus bakayım!Ee, yeter artık! Ah, ne yaptım!Hah, şimdi oldu! Eyvah! Geç kaldım!İmdat! Boğuluyorum!Çok ilginç!Ne kadar güzel! Çabuk eve git! Ne olur yardım et! Çık dışarı!
*Ünlem ifade eden sözler her zaman cümle hâlinde değildir:Ey Türk Gençliği! Hemşehrilerim! Tanrım! Mehmet!Ay, elim! Hay Allah! Vah zavallı!Vay sersem! Aman dikkat! Komşular! Babacığım! Simitçi!
6. Şart Cümlesi
İçinde şart ve koşul anlamı bulunan cümlelere şart cümlesi denir. Şart cümlelerinin yüklemleri şart kipine göre çekimlenmiştir ve yardımcı cümle oluşturmuştur. Yani bir cümleyi şart çekimiyle bir yardımcı cümle yapabiliriz.
Eve geldiyse bizi beklesin.Ankara’ya gidersen Kızılay’dan bana kaset al.Beni arayan Dursun ise gelmediğimi söyleyin.
*“ise”, bazen istek anlamı katar; bu durumda yardımcı cümle ve şart cümlesi olmaz:Kar yağsa da kartopu oynasak.Önümüzdeki iki ayı bir geçirebilsek. Onu bir bulsam..
*Cümlelerde şart anlamı bazı kelime ve eklerle de yapılabilir:Kursa devam etti mi kazanır.Büyüklerin yanında oturacaksın, ama konuşmadan.Seni gördükçe onu hatırlıyorum.Yarın geri vermek üzere alabilirsin.
7. İstek Cümlesi
Gerçekleşmesi mümkün olan veya olmayan dileği, arzuyu, isteği bildiren cümlelere istek cümlesi denir.
İstek cümlesi istek ve dilek-şart kipleriyle yapılır; bu kiplerle birlikte “bari, tek, n’olaydı, keşke” kelimeleri de kullanılabilir.
Çıkıp biraz dolaşalım.Dirilip kalksa da yapılanları bir görse.Bari doğru cevap verseydi.Her yere gitmeye razıyım, tek onu bulayım.N’olaydı bugünleri görmeyeydim.Keşke deprem olmasaydı.Bari insanlarımız dürüst olsaydı.
Sonuç
*Her cümle bu yedi cümle türünden en az birine dahildir. *Bir kere bütün cümleler ya olumludur ya olumsuz. ¦Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! ›Ünlem, olumlu, istekBiz ki her şeyi görür ve anlarız. ›OlumluDüşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. ›Emir, olumluVücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? ›Olumlu, soruFakat o göz kimde vardır? ›Olumlu, soruKimsede... ›Eksiltili cümleYalnız bizde... ›Eksiltili cümleBize artık hikâyeni anlatma!... ›Ünlem, emir, olumsuzNe lüzum var? ›Anlamca olumsuz, soru“niçin” ile karıştırılmasın.

ANLAMLARINA GÖRE

İşin, oluşun, hareketin, durumun, kılışın yüklemde nasıl anlatıldığına göre cümleler çeşitlere ayrılır.
Burada işin yapılıp yapılmadığı, durumun varlığı yokluğu, işin istenildiği ya da emredildiği, bildirildiği ya da sorulduğu önemlidir.
Cümlede anlatılan işin, oluşun, hareketin olup olmadığını veya sözü edilenin var olup olmadığını bildiren cümlelere haber cümlesi; bir isteği, dileği, emri, tasarıyı, şartı bildiren cümlelere de dilek cümlesi denir.
Bunlar da olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Olumlu Cümle
Fiil cümlesinde işin, oluşun yapıldığını veya olduğunu; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunduğunu, var olduğunu, bahsedilen şekilde olduğunu bildiren cümlelerdir.
Bursa bu mevsimde soğuktur.Yarın daha erken gelmelisin.Bu binanın yerinde şeftali bahçesi vardı.Vapur rıhtımdan kalkıp ta Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca, yolcuyu geçirmeye gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar:¦Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardımıyla halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.Hasan vapurda eğlendi; gırıl gırıl işleyen vinçlere, üstleri yazılı cankurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmalarıyla da güverte yolcularını epeyce eğlendirmişti.
2. Olumsuz Cümle
Fiil cümlesinde işin, oluşun yapılmadığını, yapılmayacağını veya olmadığını; isim cümlesinde ise sözü edilen kavramın bulunmadığını, var olmadığını, bahsedilen şekilde olmadığını bildiren cümlelerdir.
Fiil cümleleri, olumsuzluk ekiyle ve “ne.....ne” bağlacıyla; isim cümleleri de “yok, değil” kelimeleriyle, “ne....ne” bağlacıyla ve “-sİz” olumsuzluk ekiyle kurulur.
Yarın daha erken gelmemelisin.Buraları daha önce hiç görmemiştim.Ateşle oyun olmaz.Bursa bu mevsimde soğuk değildir.Bu binanın yerinde şeftali bahçesi yoktu.Sokakta ne araba ne de insan var.Ankara bugün hem elektriksiz hem susuz.Bazı cümleler yapı bakımından olumsuz olduğu hâlde anlamca olumlu olabilir.Çocuklarının okumasını istemiyor değildi. İstiyordu.Cezaya çarptırılanlar suçsuz değildiler. Suçluydular.Yangından korkmayan yoktur.Beni sevindiren onun iyi haberlerini almaktan başka bir şey değildi.Soru eki, olumsuz çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumlu cümle; olumlu çekimlenmiş bir fiille birlikte anlamca olumsuz cümle yapabilir:Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim? Bilirim.Anlattıklarına inanmaz olur muyum? İnanırım.Sen çağırırsında o gelmez mi? Gelir.Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? Olmazİnsanları kendine inandırmak kolay mı? Kolay değilBu kadar eşyayı almaya para mı yeter? Yetmez.O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı? Yaptırılmaz.Yeşilden daha güzel renk olur mu? Olmaz.Bir cümle aynı anlamı verecek şekilde hem olumlu hem de olumsuz kullanılabilir:Uygarlığın başlıca özelliği bilime dayanması ve bilimle beslenmek zorunda olmasıdır. › Uygarlığın bilime dayanmaması ve bilimle beslenmemesi düşünülemez.Diğer cümle türleri de şunlardır ki bu cümleler ya olumlu ya da olumsuz olacaklardır.
3. Soru Cümlesi
İçinde soru anlamı bulunan; bir konuda bilgi edinmek, şüpheleri gidermek ve düşünceleri onaylatmak için kurulan cümlelere soru cümlesi denir.Cümlenin öğelerini bulmaya yönelik tüm soru kelimeleriyle soru cümleleri yapılabilir.
Elimdekinin ne olduğunu kim söyleyecek? ÖzneBabası çocuğa ne getirmiş? nesneYarın kimi göreceksiniz? nesneAnkara’ya ne zaman yerleştiniz? Zarf tüml.Burayı nasıl buldunuz? Zarf tüml.Daha sonra nereye gidecekler? Dolaylı tüml.Cümlelerde soru anlamı soru sıfatları, soru zarfları, soru zamirleri, soru edatları, soru eki ve tonlama yoluyla sağlanır.
]“mİ” soru ekiyle:Soru eki sadece yüklemin değil, diğer öğelerin ve unsurların da sorusunu hazırlar.Son sözünüz bu mu anneciğim?Alt mı üst mü?Hiç mi anlatacak bir şeyin yok?Tarlamı bana zorla mı sattıracaksınız?Sular mı yandı, neden tunca benziyor mermer?Acaba yanlış mı aklımda kaldı?
­Soru eki değişik anlamlar katabilir:Beni biraz dinler misiniz? İstek, ricaSessiz olabilir miyiz? uyarıBu su da içilir mi? beğenmemeBütün bunları ben mi söylemişim? İnkâr, kabullenmeme
­Soru eki her zaman cevap almaya yönelik değildir. Bazen cevap sorunun içinde de olabilir.Senin ne kadar zorluğa katlandığını bilmez miyim? Bilirim.Anlattıklarına inanmaz olur muyum? İnanırım.Sen çağırırsında o gelmez mi? Gelir.Mazisi yıkık milletin atisi olur mu? Olmazİnsanları kendine inandırmak kolay mı? Kolay değilBu kadar eşyayı almaya para mı yeter? Yetmez.O küçücük çocuğa bu ağır işler yaptırılır mı? Yaptırılmaz.Yeşilden daha güzel renk olur mu? Olmaz.
]Soru sıfatlarıyla: Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?Kaç gün sonra geleceksin?Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?Kaçıncı sınıfta okuyor?Ne gün geleceğini söyledi mi?Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?Kaçta kaç hisse istersin?Ne gün geleceksin? Ne iş yapıyordunuz?]Soru zarflarıylaNeden coşkun suların sesi gittikçe dindi?Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?Bu sonbahar sabahının donuk ince rengini nasıl anlatabilirim?Daha ne kadar bekleyeceğiz?
]Soru zamirleriyle:Yanında ne getirdin?Bunları sana kim anlattı?Hangisi sizinle geldi?Soruların kaçı cevaplandı?Buraya nereden geldiniz?Nereden gelip nereye gidiyoruz?Burada kimi bekliyorsun?Bu masa neden yapılmış? (¦tahtadan)Kimin yanında bozuk para var?Bu da neyin nesi?Bizim neyimiz eksik?Nereden buldun bunu?Kim attı bu resimleri?Çocuklarını alıp buraya gelsen de neyle geçineceğiz biz ikimiz?
]Tonlama yoluyla¦Bu mektup sana.¦Bana mı? Kimden?¦Evden olacak.¦Evden? Ne münasebet! Evden mi?
4. Emir Cümlesi
Yüklemi emir kipiyle çekimlenmiş veya anlamca emir özelliği taşıyan cümlelerdir.Fiilin yapılmasını emir biçiminde bildirir. Oraya otur ve yerinden kalkma.Bu raporu akşama kadar yetiştir.On dakika sonra hazır ol!Gürültü etme!
*Emir kipiyle çekimlenmediği hâlde anlamca emir ifade eden cümleler de vardır.Bu yazıyı arşive götüreceksin!Yarın herkes burada olmalı.Burayı hemen boşaltalım!
*Bazen dilek, istek anlamları ve başka anlamlar da taşır.Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak temin etmeÇatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! istekKahraman ırkıma bir gül... istekHer şey gönlünüzce olsun dilek, dua.Allah’ım bizi affet! yakarmaPeki, öyle olsun. Razı olmaZannetme ki bunları unuturum. UyarmaGayret edin; başaracaksınız. TeşvikHele bir kere sözümü dinlemesin... korkutmaBizi arayan Selim olmasın? OlabilirlikŞu adamın yaptıklarına bak. Şikâyet.
5. Ünlem Cümlesi
Sevgi, korku, şaşma, hayret, seslenme, coşkunluk, heyecan ve sitem ifade eden cümlelere ünlem cümlesi denir.
Ünlem cümleleri, ünlemlerle, bazı sıfatlarla, emir kipiyle, “ki” bağlacıyla, haykırmalarla ve ses tonuyla kurulur.
Yapma!Öyle yorgunum ki!..İşte şimdi yandık!..Ne güzel tesadüf!Hişt! Buraya gel!Şşt! Sus bakayım!Ee, yeter artık! Ah, ne yaptım!Hah, şimdi oldu! Eyvah! Geç kaldım!İmdat! Boğuluyorum!Çok ilginç!Ne kadar güzel! Çabuk eve git! Ne olur yardım et! Çık dışarı!
*Ünlem ifade eden sözler her zaman cümle hâlinde değildir:Ey Türk Gençliği! Hemşehrilerim! Tanrım! Mehmet!Ay, elim! Hay Allah! Vah zavallı!Vay sersem! Aman dikkat! Komşular! Babacığım! Simitçi!
6. Şart Cümlesi
İçinde şart ve koşul anlamı bulunan cümlelere şart cümlesi denir. Şart cümlelerinin yüklemleri şart kipine göre çekimlenmiştir ve yardımcı cümle oluşturmuştur. Yani bir cümleyi şart çekimiyle bir yardımcı cümle yapabiliriz.
Eve geldiyse bizi beklesin.Ankara’ya gidersen Kızılay’dan bana kaset al.Beni arayan Dursun ise gelmediğimi söyleyin.
*“ise”, bazen istek anlamı katar; bu durumda yardımcı cümle ve şart cümlesi olmaz:Kar yağsa da kartopu oynasak.Önümüzdeki iki ayı bir geçirebilsek. Onu bir bulsam..
*Cümlelerde şart anlamı bazı kelime ve eklerle de yapılabilir:Kursa devam etti mi kazanır.Büyüklerin yanında oturacaksın, ama konuşmadan.Seni gördükçe onu hatırlıyorum.Yarın geri vermek üzere alabilirsin.
7. İstek Cümlesi
Gerçekleşmesi mümkün olan veya olmayan dileği, arzuyu, isteği bildiren cümlelere istek cümlesi denir.
İstek cümlesi istek ve dilek-şart kipleriyle yapılır; bu kiplerle birlikte “bari, tek, n’olaydı, keşke” kelimeleri de kullanılabilir.
Çıkıp biraz dolaşalım.Dirilip kalksa da yapılanları bir görse.Bari doğru cevap verseydi.Her yere gitmeye razıyım, tek onu bulayım.N’olaydı bugünleri görmeyeydim.Keşke deprem olmasaydı.Bari insanlarımız dürüst olsaydı.
Sonuç
*Her cümle bu yedi cümle türünden en az birine dahildir. *Bir kere bütün cümleler ya olumludur ya olumsuz. ¦Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! ›Ünlem, olumlu, istekBiz ki her şeyi görür ve anlarız. ›OlumluDüşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. ›Emir, olumluVücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay hangisidir? ›Olumlu, soruFakat o göz kimde vardır? ›Olumlu, soruKimsede... ›Eksiltili cümleYalnız bizde... ›Eksiltili cümleBize artık hikâyeni anlatma!... ›Ünlem, emir, olumsuzNe lüzum var? ›Anlamca olumsuz, soru“niçin” ile karıştırılmasın.

FİİLLERDE ÇATI

FİİLDE ÇATI
Fiillerin özne ve nesneye bağlı olarak kazandığı anlama ve girdiği biçime çatı denir.
Çatı, sadece fiil cümlelerinde aranan bir özelliktir. İsim cümlelerinde hâliyle olmaz.
Fiiller, özne ve nesne alıp almamalarına; belirtilen işin nasıl yapıldığına; işten nesnenin ve öznenin nasıl etkilendiğine göre çatılar ayrılırlar.
Fiil çatılarının oluşmasında hem fiilin anlamı hem de aldığı yapım eki önemlidir.
Çatılarına göre fiiller şunlardır:
1. Öznelerine Göre Fiil Çatıları
Bu başlık altındaki fiillerde özne ve fiil arasındaki ilişki göz önüne alınır.
Öznenin fiille şu ilişkileri olabilir:
]Özene fiilde anlatılan işi kendisi yapabilir.]Başkasının yaptığı işten etkilenebilir.]İşi kendisi yapıp yine ondan kendisi etkilenebilir.]İşi başkalarıyla birlikte ya da karşılıklı yapabilir.
a. Etken Fiil
-Etken fiilin belirttiği işi, oluşu, hareketi, durumu ve kılışı yapan öznenin kendisidir. -Özne gerçek öznedir.-Dilimizde tüm fiiller kök hâlinde iken etkendir.-Bu fiiller geçişli de olabilir geçişsiz de.
Yaşlı nine, çocuktan kendisini karşı tarafa geçirmesini istedi.Çocuk da öğrenciliğin verdiği bir bilinçle seve seve ona yardım etti.
b. Edilgen Fiil
Gerçek öznesi söylenmeyen (ve bilinmeyen) fiillerdir.
Cam kırıldı kimin kırdığı belli değilBir bildiri okundu. Okuyan belli değilEv satıldı.
*Fiile “-ol, -on” ekleri getirilerek yapılır.Kapı açıldıAraba yıkandı.
*Bu tür fiillerin öznesi sözde öznedir. Yüklemde bildirilen işten etkilenen varlık cümlede özne gibi kullanılır, ama asıl özne söylenmemiştir.Kapı ve araba açma ve yıkama fiillerini yapan değil, bu fiillerden etkilenen varlıklardır.
*Bazı cümlelerde işi yapan “tarafından” sözüyle ya da “-cE” ekiyle belirtilebilir. Hırsızlar polis tarafından yakalanamadı.Bu kararlar milletçe verilmedi.
*Sözde ya da gerçek öznesi olmayan edilgen ve geçişsiz fiiller de vardır:Bu sıcakta uyunmaz.Bu söze gülünür.Yarın pikniğe gidilecek.Burada kalınacak.
c. Dönüşlü Fiil
-Öznenin işi yaparken aynı zamanda o işten etkilendiğini gösteren fiillerdir. Yani fiili yan da ondan etkilenen de öznedir. -Özne gerçek öznedir. -Nesne yoktur. - Fiile “-l, -n” ekleri getirilerek yapılır. -Bu fiiller nesne alamazlar; geçişsizdirler.
Kızlar süslendi; delikanlılar güzelce giyindi.Adam hep kendisiyle övünüyor.
*Tabiat olayları ile ilgili dönüşlü fiillerde “yapma” anlamı yerine “kendi kendine olma” anlamı vardır.Karlar tepelere doğru çekildi.Sıcaklardan dolayı gölün suyu çekildi.Öğleye doğru hava açıldı.Havalar ısınınca buzlar çözüldü.
*Bazı fiillerin edilgen şekilleriyle dönüşlü şekilleri farklı ekle yapılır:Sevmek › sevinmek › sevilmek
Dövmek › dövünmek › dövülmek
Giymek › giyinmek › giyilmek
Görmek › görünmek › görülmek
*İsme getirilen “–lEn” ekiyle fiile getirilen “-İş” ve “-lEş” eki de dönüşlülük anlamı katabilir:O gün pek içlendim.Trafik polisini görünce adam tutuştu.Birazdan sakinleşir.
Not: Edilgen fiille dönüşlü fiil karıştırılabilir:Özgür konferansta oldukça sıkıldı. dönüşlüSabaha kadar kurşun sıkıldı. edilgen
d. İşteş Fiil
-Fiilde bildirilen işin birden fazla kişi tarafından yapıldığını; işi beraber ya da karşılıklı yaptıklarını bildiren fiillerdir. “-ş” ekiyle yapılır.
Dövüşmek, uçuşmak, gülüşmek, görüşmek...
*Ya “birlikte” ya da “karşılıklı” anlamı katar.
Kuşlar uçuştu birlikteÇocuklar gülüştü. birlikteÖğrenciler kaçıştı. birlikte
Arada bir yazışırız. karşılıklıOnunla Ankara’da tanıştık. karşılıklı
*Bazı filler “ş” sesini yapılarında barındırır ve işteşlik ifade ederler. Bunlara anlamca işteş fiiller de denebilir. Yarışmak, savaşmak, üleşmek, güreşmek, barışmak, konuşmak...
*Bazı işteş fiiller bir durumdan başka bir duruma geçmeyi ifade ederler. Bunlarda işteşlik anlamı zayıftır.Buharlaşmak, güzelleşmek, ağırlaşmak, sertleşmek, sakinleşmek...Durum, gün geçtikçe kötüleşiyor.Hasta, biraz daha iyileşti.Güneşte fazla kaldığından iyice esmerleşti.Rengi giderek koyulaşıyor.
Not: Yapısında “ş” sesi bulunduran bütün fiiller işteş değildir. Bunlara dönüşlü de denebilir.Dostluğumuz günden güne gelişiyordu.Sonunda öfkesi yatıştı.Daracık bir yere sıkıştı.Boyunda büyük işlere girişti.Fırtınadan sonra deniz yatıştı.Otobüs kalkmak üzereyken yetişti.Evinden uzakta kalmaya alıştı.
*Bazı fiiller “-lE-ş” şeklinde iki ek alarak, bazıları da “-lEş” şeklinde tek ekle işteş yapılırlar.Kucak-la-ş-, selâm-la-ş-;Toka-laş, bayram-laş...
*Çoğu nesne alamaz; ama bazı işteş fiiller nesne alabilirler. Kazandıkları parayı paylaştılar.
2. Nesnelerine Göre Fiil Çatıları
Fiillerin nesne alıp almadıkları, alıyorlarsa hangi özellikleri taşıdığı göz önünde tutulur.
a. Geçişli Fiil
-Belirtili ya da belirtisiz nesne alabilen fiillerdir. -Bu fiillere “ne?, neyi?, kimi?” soruları sorulduğunda belirtili ya da belirtisiz nesne bulunur.-İş, kılış fiilleri geçişlidir.
Titizlikle elindeki yazıları inceliyordu.Son gelişinde Ankara’yı da dolaşmıştı.
*Cümlede nesne kullanılmamış olsa da bu fiiller geçişlidir.Dikkatli bakmayınca fark edemezsiniz.
b. Geçişsiz Fiil
-Nesne alamayan fiillerdir. -Oluş ve durum fiilleri geçişsizdir.-Yükleme nesneyi bulmak için sorulan “ne?, neyi?, kimi?” sorularının cevabı yoktur.
Kar yağdı, tren durdu, ben uyudum, kartallar uçtu, dışarıda kaldı, o da yoruldu...
Not: Bazı fiiller hem geçişli hem geçişsiz olarak kullanılabilirler:Gezmek, dolaşmak, geçmek, sürmek, çalmak,
c. Oldurgan Fiil
Geçişsiz bir fiile “-dİr, -t, -r” eklerinden biri getirilerek fiil geçişli yapılırsa buna ettirgen fiil denir.
Yatmak › yatırmakÖtmek › öttürmekUyumak › uyutmakGezmek › gezdirmek.Kaçmak › kaçırmak
d. Ettirgen Fiil
-Geçişli olduğu hâlde “-dİr, -t, -r” ekleriyle tekrar geçişli yapılan fillerdir. Geçişlilik dereceleri artırılmıştır.-Fiili bir başkasına yaptırma söz konusudur.-Oldurgan fiiller ettirgen hâle getirilebilir.
Gazete aldı › aldırdı › aldırttı
Elbiseyi yıkadı › yıkattı › yıkattırdı
İçmek › içirmek › içirtmek
Durdurmak › durdurtmak
Uçmak › uçurmak › uçurtmak › uçurtturmak
Sonuç: Bütün fiiller çatı bakımından öznesine ve nesnesine göre ayrı ayrı iki özelliğe sahiptir:
*Çocuk koşarak yolun diğer tarafına geçti.Öznesine göre: etken; nesnesine göre: geçişsiz
*Alış veriş listesini evde unuttum.Öznesine göre: etken; nesnesine göre: geçişli

SÖZCÜK YAPISI

SÖZCÜK YAPISI
BASİT SÖZCÜK Basit İsim Basit Sıfat Basit Fiil TÜREMİŞ SÖZCÜK Türemiş İsim Türemiş Sıfat Türemiş Fiil BİRLEŞİK SÖZCÜK Birleşik İsim Birleşik Sıfat Birleşik Fiil Kurallı birleşik fiiller Yeterlik Tezlik Sürerlik Yaklaşma Yardımcı fiillerle kurulan birleşik fiiller Anlamca kaynaşmış birleşik fiiller

EKLER

EKLER EK KÖK ÇEKİM EKLERİ
İsim Çekim Ekleri Hâl ekleri Eşitlik eki İyelik ekleri İlgi eki Çokluk eki Fiil Çekim Ekleri Şahıs ekleri Kip ekleri Ek fiil Olumsuzluk eki
YAPIM EKLERİ Çekim Eki Yapım Eki Farkı İsimden İsim Yapım Ekleri İsimden Fiil Yapım Ekleri Fiilden İsim Yapım Ekleri Fiilden Fiil Yapım Ekleri BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN EKLER

FİİL-FİİLİMSİ

FİİL - FİİLİMSİ
FİİL ÇEŞİTLERİ Kılış Fiilleri Oluş Fiilleri Durum Fiilleri
FİİLLERDE ÇEKİM FİLLERDE KİŞİ FİİLLERDE KİP Fiillerde Zaman Haber (Bildirme) Kipleri Bilinen (görülen) geçmiş zaman Öğrenilen (duyulan) geçmiş zaman Şimdiki zaman Gelecek zaman Geniş zaman Dilek (İsteme) Kipleri Gereklilik kipi İstek kipi Dilek-şart kipi Emir kipi
FİİLLERDE OLUMSUZLUK FİLLERDE SORU EK FİİL (EK EYLEM) Ek Fiilin Basit Çekimi Bilinen geçmiş zaman Duyulan geçmiş zaman Geniş zaman Dilek-şart kipi Ek Fiilin Birleşik Çekimi Hikâye, rivayet, şart Ek Fiilin Olumsuzu EK Fiilin Sorusu
BASİT ZAMANLI FİİLLER BİRLEŞİK ZAMANLI FİİLER Hikâye Birleşik Zaman Rivayet Birleşik Zaman Şart Birleşik Zaman
FİİLLERDE ZAMAN (ANLAM) KAYMASI Şimdiki Zamanın Geniş zaman yerine kullanılması Gelecek zaman yerine kullanılması Geçmiş zaman yerine kullanılması Emir kipi yerine kullanılması Gelecek Zamanın Gereklilik kipi yerine kullanılması Geniş Zamanın Bilinen geçmiş zaman yerine kullanılması Duyulan geçmiş zaman yerine kullanılması Gelecek zaman yerine kullanılması İstek Kipinin Emir kipi yerine kullanılması Bilinen geçmiş zamanın yerine kullanılması Emir Kipinin İstek anlamında kullanılması Yetersizlik, gücü yetmeme anlamında kullanılması Gereklilik Kipinin Emir kipi yerine kullanılması FİİLİMSİLER İsim fiiller Sıfat fiiller Zarf fiiller

EDAT, BAĞLAÇ, ÜNLEM, TAMLAMALAR

EDAT - BAĞLAÇ - ÜNLEM, TAMLAMALAR
EDAT Başlıca Edatlar Özellikleri Başka Görevlerde Kullanılabilenler Cümleye Kattığı Anlamlar BAĞLAÇ Başlıca Bağlaçlar Özellikleri Başka Görevlerde Kullanılabilenler Edat - Bağlaç Karşılaştırması ÜNLEM Başlıca Ünlemler Anlamları
TAMLAMALAR İlgi (Tamlayan) Ekleri İyelik (Tamlanan) Ekleri Tamlayan Tamlanan İsim Tamlamaları Takısız isim tamlaması Belirtisiz isim tamlaması Belirtili isim tamlaması Zincirleme isim tamlaması İsim Tamlamalarının Özellikleri Sıfat Tamlamaları Sıfat Tamlamalarının Özellikleri

ZARF

ZARF
Durum (Hâl) Zarfları Zaman Zarfları Miktar (Azlık-Çokluk,Ölçü) Zarfları SIFATLARDA DERECELENDİRME Eşitlik Derecesi Üstünlük Derecesi En Üstünlük Derecesi Aşırılık Derecesi Yer-Yön Zarfları Soru Zarfları Sebep Zarfları

SIFAT

SIFAT
SIFAT TÜRLERİ Niteleme Sıfatları Belirtme Sıfatları İşaret (gösterme) sıfatları Belgisiz (belirsiz) sıfatlar Soru sıfatları Sayı sıfatları Asıl sayı Sıra sayı Üleştirme sayı Kesir sayı ADLAŞMIŞ (İSİMLEŞMİŞ) SIFAT SIFATLARDA KÜÇÜLTME SIFATLARDA PEKİŞTİRME

ZAMİR

ZAMİR
KELİME HÂLİNDEKİ ZAMİRLER Kişi (Şahıs) Zamirleri Dönüşlülük Zamiri İşaret (Gösterme) Zamirleri Belgisiz (Belirsiz) Zamirler Soru Zamirleri EK HÂLİNDEKİ ZAMİRLER İlgi Zamiri İyelik Zamirleri